Fatih Sultan Mehmet – II.Mehmet hakkında bilgiler.

(Fatih Sultan Mehmed) Osmanlı padişahlarının yedincisi. İstanbul’un fatihi olup, İkinci Murad Hanın oğludur. 30 Mart 1431 (H. 833) Pazar günü Edirne’de dünyaya geldi. Annesi Candaroğullan ailesinden Hadice Alime Hüma Hatundur. Küçük yaşta eğitimine ve yetişmesine çok önem verilen Şehzade Mehmed devrin en önemli bilim adamlarından ders aldı. İlk hocası Molla Yegandı. Meşhur din ve fen adamı olup Ak-şemseddin hazretleri şehzadenin her şeyi ile bizzat ilgilendi. Bunun dışında; Molla Gürani, Hocazade, Molla İlyas, Sıraceddin Halebi, Molla Abdülkadir, Haşan Samsuni, Molla Hayreddin gibi alimlerden dersler de aldı.
Türkçe’den başka Arapça, Farsça. Yunanca ve Islavca’yı çok iyi bildiği kesindir. Ayrıca edebiyat, din, coğrafya ve matematik gibi diğer ilim dallarıyla da geniş ölçüde ilgilenmiş, özellikle edebiyat, en sevdiği konular arasında yer almıştır.

II. Mehmed, 1443’de iki lalası ile Kasabzade Mahmud ve Abdullah beyler beraberinde olduğu halde Edirne’den Manisa’ya vali olarak gönderilmiştir. 1444 yılında tahttan çekilmeyi tasarlayan II. Murad, Manisa valisi olan oğlunu Edirne’ye yanına getirtmiştir. Aynı yıl 12 Haziranda Lehistan-Macaristan Kralı III. VVladislavv, Sırp despotu ve Hunyadi Yonoş’un elçileriyle yapılan antlaşma (Segedin Antlaşması) esnasında Mehmed de hazır bulunmuştur.
Ondan sonra Anadolu’ya geçen II. Murad, Mihaliç’te (Karacabey) Kapıkulu ve paşaların önünde tahtını oğluna bıraktığını resmen açıklamıştır (Ağustos 1444). Kendisi de Bursa civarında ibadetle meşgul olmak için inzivaya çekilmiştir.
li. Murad, gerek Batı’da, gerek Doğu da yaptığı antlaşmalarla Osmanlı Devleti’ne güven sağladığı düşüncesiyle, sağlığında oğlunun tahta çıktığını görmek istemiştir. Fakat, devletin başında, 12 yaşında tecrübesiz bir gencin bulunması, içerde ve dışarda fırsat kollayanları hemen faaliyete geçirmiştir. II. Murad’ın tahtını oğluna bırakması üzerine olaylar hızla gelişmiştir. Bu sırada Arnavutluk’un elden çıkma tehlikesi başgöstermiş, Mora despotu Konstantin, Osmanlı topraklarına hücum etmiş ve Balkanlarda ise Osmanlı nüfuzu çok zayıflamıştır. Anadolu’da Karamanoğlu’na Beyşehir, Akşehir, Seydişehir ve Otlukhisar terkedilmiştir. Haçlı ordusu 18-22 Eylülde Tuna Nehri’ni aşmıştır. Bir Haçlı donanması, Anadolu’dan gelecek olan kuvvetlere engel olmak için Boğazlan tutmuştur. Osmanlı Devleti, Ankara Savaşı’ndan sonra bu kadar büyük bir tehlike ile karşılaşmamıştır.
Bu durum karşısında Çandarlı ve arkadaşları, il. Murad’ı tekrar iş başına getirmekten başka çare olmadığını düşündüler; Bursa’ya, II. Murad’a Kasabzade Mehmed Bey’i gönderdiler. Mehmed Bey’in ısrarı üzerine II. Murad, Edirne’ye geldi. Şehre girmeyerek civarda konakladı. Bu sırada Balkan geçitlerinin tutulduğunu gören düşman, Kuzey Bulgaristan’ı, çiğneyerek Şumnu’dan Varna’ya doğru ilerliyordu. Edirne tehlikede idi. Haçlı ordusu Varna üzerine saldırıya geçmişti. Bu durum karşısında II. Mehmed, babasının tekrar tahta çıkmasını isteyen devlet erkanına uymak zorunda kaldı.
II. Mehmed, dört yıldan fazla bir süre devam eden bu dönemde, sorumluluğunu taşıdığı resmi işlerin yanısıra Arapça ve Farsça bilgisini arttırmıştı. Bu arada, babası ile II. Kosova Savaşı’na da katıldı (17 Ekim 1448).
II. Mehmed, babasının yanında İkinci Arnavutluk Seferi’ne de katılmışsa da, Akçahisar önünde başarısızlığa uğranılmıştır.
Bundan sonra II. Mehmed, Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı Sitti Hatunla evlendirilmiştir. Evlendikten sonra Manisa’ya giden II. Mehmed’e, bir süre sonra Çandarlı’dan gizli bir mektupla babasının öldüğü bildirildi. II. Mehmed, bunun üzerine hemen Edirne’ye hareket etti. Yolda, yeniçerilerin ayaklandıkları haberini almıştı. Çandarlı’nın şahsi gayreti ile bu ayaklanma önlendi.
Edirne’ye gelen II. Mehmed, 18 Şubat 1451’de henüz 19 yaşında olduğu halde OsmanlI tahtına çıkmıştır. Bu sırada siyasi durum da düzelmişti. II. Murad zamanında Mora, Arnavutluk ve Kosova zaferleri, Eflak’ın durumunun düzelmesi, OsmanlIların Balkanlar’da hakim duruma gelmesi, Haçlıların cesaretlerini kırmıştı.
II. Mehmed’in tahta çıktığı ilk günlerde düşmanları, Osmanlı Devleti’ni yıkmak zamanının geldiğini sanarak harekete geçmişlerdi. Anadolu’da Karamanoğlu İbrahim Bey, Hamideli’de bazı kaleleri ele geçirmiş, Germiyan, Aydın ve Menteşe’de de Osmanlı aleyhinde hareketlere girişilmişti. Bu durum karşısında II. Mehmed, Çandarlı’yı görevinde bırakmış, Şehabeddin Paşa’yı ikinci vezir yapmış, Sarıca ile Zağanos paşaları divana almıştı. İshak Paşa’yı da Anadolu beylerbeyiliğine tayin etmişti. Ayrıca, babası zamanında Sırplar ve BizanslIlarla yapılan antlaşmaları onaylamıştı. Öte yandan Arabistan ticareti bakımından önemi büyük olan Alaiye (Alanya) Kalesi’ni Karamanoğlu’na bırakmıştı.
II. Mehmed’in Yeniçeri Ocağı’nda giriştiği ıslahattan sonra, en önemli konu İstanbul’un fethedilmesi idi. Bu tarihi kararını verdiği zaman, gerekli tedbirleri almak için harekete geçmişti. Önce Boğazkesen Hisan’nı (Rumeli Hisarı) yaptırmış, böylece Karadeniz’den gelmesi muhtemel yardımcı kuvvetleri engellemeyi garantilemişti. Bütün kışı Edirne’de geçiren II. Mehmed, İstanbul’un fethi için önemli saydığı Karadeniz kıyısı çevresinde bulunan yerlerde İstanbul çevresindeki önemli noktaları ele geçirdi.
II. Mehmed, 29 Mayıs 1453 günü İstanbul’un fethi ile sonuçlanacak olan tüm hazırlıkları tamamladıktan sonra ordusuyla birlikte Edirne’den İstanbul’a doğru yola çıktı.
Sultan Fatih Mehmed, öğleye doğru devlet erkanıyla birlikte muhteşem bir alay halinde atlı olarak Topkapı’dan şehre girmiş ve doğruca Ayasofya’ya gitmişti. Fatih unvanını kazanmış olan padişah, yanında bulunan bir müezzine ezan okutmuş, ikindi namazını Ayasofya’da kılmıştı.
İstanbul’u fethetmekle Bizans İmparatorluğu’nun tarihe kanşmasını sağlayan Fatih, OsmanlIlar için büyük bir tehlikeyi ortadan kaldırmıştır.
Fatih, Hıristiyan halka ve Bizans asillerine karsı çok iyi muamelede bulunmuştu. Asil aileleri fidye karşılğı serbest bırakmakla beraber Hıristiyan topluluğuna dini yönden bazı imtiyazlar tanımıştır. Bu cümleden olarak kendilerine ibadetlerini serbestçe yapmaları, dini bayramlarında Fener Kapısı’nın üç gün açık bırakılması gibi haklar verilmişti. Fetihten hemen sonra Hıristiyan topluluğunun isteği üzerine Georgios Skholarios’u ruhani başkanlığa seçmiştir. Onu, II. Gennadios olarak makamına oturtmuştu (6 Ocak 1454).
Suttan Fatih Mehmed, İstanbul’u fethettikten bir süre sonra Doğu’da Karamanlılar, İstendiyaroğulları, Trabzon Rum beyleri ve Akkoyunlularla yaptığı savaşlarda Osmanlı Devletinin sınırlarını Toroslar’a ve Fırat nehri boylarına kadar genişletti. Batı’da ise Sırbistan, Mora, Eflak ve Boğdan, Bosna- Hersek, Arnavutluk ülkelerini Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına aldı. Öte yandan Kırım’ı eyalet durumuna getirdi.
Sultan Fatih Mehmed, askeri alandaki bu başarılarının yanısıra, devlet teşkilatını zamanın şartlanna göre sağlamlaştıracak tedbirlerle yeni bir düzene sokmuş; padişahlığı devrinde de güzel sanatlar, mimarlık, savaş endüstrisi, mühendislik gibi bilim ve teknik alanlarında OsmanlI kültürünün ilk gelişmelerini oluşturacak çalışmalara fırsatlar hazırlamıştır. Bilginleri ve sanatçıları koruduğu gibi, Doğulu ve Batılı sanatçılarla ilişki kurmuştur. İstanbul gibi, bin yıldan fazla süren bir imparatorluk başkentinde, milletlerin bir arada yaşamasını kolaylaştıran hukuk ve adalet ilkelerine uygun bir düzenin kurulmasını sağlamıştır. Doğu Hıristiyan dünyasının din temsilcisi sayılan İstanbul patriğine saygı göstermiş; Ortodoks kilisesi teşkilatına dokunmayarak, patriğe, Osmanlı vezirlerine verilen hukuki haklan tanımıştır. Rum azınlığının siyasi ve hukuki haklannın korunması yolunda da patrikhanenin ve ona bağlı bulunan Rum meclisinin geniş yetkileri devam ettirilmiştir. İllerdeki piskoposlar da aynı hukuk şartları içinde teminat altında kalmışlardır.
Sultan Fatih Mehmed’in devlet teşkilatı anlayışındaki ileri görüşlerini gösteren önemli teşebbüslerinden biri, idare alanında bir kanunlaşmayı öngören Kanunnamesi’dir. Oldukça sade bir dille kaleme alınan bu Kanunname’de sadrazam ve şeyhülislamdan başlayarak devlet memurlarının görevleri belirlenmiş, I. Osman zamanından itibaren gelen kanunlar tesbit edilmiştir.
Fatih, saray hayatında ölçülü, devlet teşkilatında görev alanlar önünde saygılı idi.
Sultan Fatih Mehmed, Gebze mıntıkasında Hünkar Çayırı’nda vefat etmiştir (1481). Kabri, İstanbul’da Fatih Camii avlusundaki türbesindedir.
Fatih Sultan Mehmed Han orta boylu, kırmızı beyaz yüzlü, dolgun vücutlu, sakalları altın telleri gibi kalın, yanakları dolgun, kolları kuvvetli, burnunun ucu hafif kıvrık, saçı siyah ve sık olup, kuvvetli fiziki bir yapıya sahipti.
Fatih Sultan Mehmed, soğuk kanlı ve cesurdu. Bu özelliğinin en güzel örneğini, Belgrad Muhasarası sırasında, askerin gevşediğini gördüğü zaman önlerine geçip düşman hatlarına girerek gösterdi. İstanbul Muhasarasında da donanmanın başarısızlığı yüzünden atını denize sürmesi bu cesaretinin büyük örneğidir.
Çok başarılı bir diplomattı. Otuz.-sene, Asya ve Avrupa’da bazen birkaç cephede beş, on hatta daha fazla devletle birden savaş halinde bulunduğu günler oldu. Böyle zamanlarda düşmanlarının, kuvvetlerini bölmenin, siyasi müzakereler, vaatler ve geçici tavizlerle müttefikleri birbirinden ayırmanın kolayını buldu. Fatih, ordu ve donanmasını iyi bir şekilde geliştirdi. Ordunun silahları birkaç senede yenilenir ve daha geliştirilmiş olanları eskilerinin yerine konurdu. Topçuluğa gerekli önemi veren ilk padişahtır. Fatih’ten önce, top. bütün dünyada, daha çok sesi ile düşmanı ürkütmek için kullanılırdı. Büyük kaleleri yerle bir edebileceği ve meydan savaşlarında rol oynayacağı hiç düşünülmemişti. Fatih, bütün bunları akıl ederek, o tarihe kadar görülmeyen sayı ve çapta top yapılmasına yöneldi. Topların balistik ve mukavemet hesaplannı kendisi yaptı. Alimleri İstanbul’a topladı ve onların öğrenci yetiştirmesi için medreseler kurdu. Devrinde yetişen büyük alim ve sanatkarlar önemli eserler verdiler. Fıkıh ilminde Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürani, Molla Yegan, Hızır Çelebi, matematikte Ali Kuşçu, kelamda Hocazade, zamanının büyük alimlerindendi ve ülkesine dünyanın dört bir tarafından alimler akın ederdi. İyi bir komutan ve devlet reisi olan Fatih, aynı zamanda iyi bir ilim adamı ve şairdi. Latince ve Rumca ile Arapça, Farsça ve Türkçeye bütün incelikleriyle biliyordu. Şiirde, devrin üstattan arasında yer aldı. Hatta sarayda divan sahibi olan ilk padişahtı. len Fatih, çevresinde devrin üstad şairlerini topladı. Avni mahlasıyla edebi değeri yüksek beyit ve gazeller söyledi. Aruzu, usta şairlerden farksız bir hakimiyetle kullandı, şiirlerinde ince hissiyat ve düşüncelerini dile getirdi.
İstanbul’un imarına çok önem veren Padişah, saray, camiler, medreseler ile hamamlardan başka şehrin çeşitli yerlerinde 4000 dükkan yaptırarak vakfetti. Büyük camilerin yanındaki medreselerin haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı Su Tesisatı ile iki gemi tersanesi ve kışla yapılan binalar arasındadır. İstanbul imar olunurken, diğer taraftan Bur-sa.Edirne gibi şehirlerde imar faaliyetleri büyük bir hızla devam etti. Bu devirde Bursa’da 37, Edirne’de 28 ve sair şehirlerde 60 cami yapıldı.
Edirne’de Tunca Nehri kenarında 1451 senesinde büyük bir saray inşa edildi. Bu sarayın bir modeli Topkapı Sarayıdır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com