Şinasi’nin Mustafa Reşit Paşa için yazdığı Kaside’nin tahlili

Merhabalar, Bu yazıda başlıktan da anlaşılacağı üzere Mustafa Reşit Paşa için yazdığı kasidenin tahlilini yapacağız. Şinasi Mustafa Reşit paşa için 4 tane kaside yazmıştır. Bunlardan hangisini tahlil edeceğimize gelince 1857’de yazdığı Fransa dönüşü yazdığı manzumeyi ele alacağız.

Şinasi Mustafa Reşit Paşa’ya neden bu kadar kaside yazmıştır. Çünkü Mustafa Reşit Paşa Şinasinin yetişmesinde büyük katkılar sağlamış ve hayatı boyunda ondan yardımlarını esirgememiştir. Tahlile geçmeden önce yazarı tanıyalım.

İbrahim Şinasi kimdir?

İbrahim Şinasi (1826-1871) Türk yazar, gazeteci ve dil bilimci. Türk diline ve Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Özellikle Türk dilinin yazılı kurallarının oluşturulmasında önemli rol oynayan Şinasi, aynı zamanda Türkçe gazetelerin ilk yayımlananı olan “Tercüman-ı Ahval” gazetesini de kurmuştur. Şinasi ayrıca Türk edebiyatına önemli eserler kazandırmıştır ve Türk dilinin modernleşmesine büyük katkıları olmuştur.

Mustafa Reşit Paşa kimdir?

Mustafa Reşit Paşa (1822-1888) Türk devlet adamı ve askerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk konstitüsyonel padişahı olan II. Abdülhamit döneminde önemli görevler üstlenmiştir. Özellikle 1876-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında askeri bakan olarak görev yaptı ve savaşın yenilgisinden sonra ülkenin yeniden yapılanması için çalışmalar yürütmüştür. Ayrıca 1878-1879 yılları arasında da Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümdarı olarak görev yapmıştır. Mustafa Reşit Paşa, aynı zamanda Türk diline önemli katkıları olan bir yazar ve dil bilimcidir.

Gelelim zât-ı Reşid’in şerefi mebhasine
Söz mü var devleti ihyaya olan meb’asine

“Hadi Reşid’in şerefini konuşalım / Devleti hayata döndüren konuşulacak söz var mı?”

Bu cümle, bir sohbet esnasında birçok konudan söz açıldıktan sonra sözü dönüp dolaştırıp Mustafa Reşid Paşa’nın büyüklüğüne, şeref ve adaletteki yeteneğine, yönetimdeki üstün zekâsına sözü getirmeyi anlatmaktadır. “Gelelim zât-ı Reşid’in şerefi mebhasine” ifadesi, konuşmayı Reşid Paşa’nın şerefine getirmeyi işaret etmektedir. “Söz mü var devleti ihyaya olan meb’asine” ifadesi ise, Paşa’nın devleti hayata döndüren bir kişi olduğunu vurgulamaktadır. Sonraki beyitlerde ölüyü diriltme mucizesine gönderme yapacaktır.

Sensin ol fahr-ı cihân-ı medeniyyet ki heman
Ahdini Vakt-ı Saadet bilir ebnâ-yı zemân

Sen, medeniyetin dünya liderisin / Ahitlerini saadet zamanında bilen nesillerin öncüsüsün”

Bu cümle, Mustafa Reşid Paşa’yı medeniyetin lideri olarak övgüyle anlatmaktadır. “Fahr-ı cihân-ı medeniyet” ifadesi, Paşa’nın medeniyetin lideri ve öncüsü olduğunu vurgulamaktadır. “Ahdini vakt-i saadet bilir ebnâ-yı zaman” ifadesi ise, Paşa’nın saadet zamanında (yani İslam tarihinde) yapılan ahitleri bilen nesillerin öncüsü olduğunu vurgulamaktadır.

Ne aceb nâtık-ı icaz hikemdir dehenin
Âyet-i beyyinedir âleme her bir suhanin

“O halde neden icaz-ı nâtık (şairlerin yetkisi) hikem (hükümdar) olmayan dehen (tavşan) gibi / Ayet-i beyyine (açık deliller) âlemde her bir suhan (bilge) için geçerli değil?”

Bu cümle, Mustafa Reşid Paşa’nın bilgeliğini vurgulamaktadır. “Nâtık-ı icaz” ifadesi, şairlerin yetkisini ve gücünü anlatır. “Hikemdir dehenin” ifadesi ise, Paşa’nın bilge ve hükümdar gibi olduğunu vurgulamaktadır. “Âyet-i beyyinedir” ifadesi ise, Paşa’nın açık deliller sunan bir kişi olduğunu vurgulamaktadır. Bu cümle, Paşa’nın bilgeliğini ve önemini vurgulamaktadır.

Kalb-i millette vücudun ulu bir mucizedir
Bunu fehm eylemeyen müdrike-yi âcizedir

“Milletin kalbi, senin vücudun bir büyük mucizedir / Bunu anlamayan bir müdrike (öğretmen) acizdir”

Bu cümle, Mustafa Reşid Paşa’nın milletin kalbine sahip olduğunu ve bunun bir büyük mucize olduğunu vurgulamaktadır. “Kalb-i millette vücudun” ifadesi, Paşa’nın milletin kalbine sahip olduğunu anlatır. “Ulu bir mucizedir” ifadesi ise, bu durumun bir büyük mucize olduğunu vurgulamaktadır. “Bunu fehm eylemeyen müdrike-yi âcizedir” ifadesi ise, bunu anlamayan bir öğretmenin aciz olduğunu vurgulamaktadır.

Adl ü ihsânını ölçüp biçemez Nevtonlar
Akl ü irfanını derk eylemez Eflatunlar

“Nevtonlar (Isaac Newton), adalet ve ihsanını (ikram ve iyiliklerini) ölçüp biçemez / Eflatunlar (Platon), aklı ve irfanını (bilgi ve düşüncelerini) derk etmez”

Bu cümle, Mustafa Reşid Paşa’nın büyüklüğünü vurgulamaktadır. “Nevtonlar” ve “Eflatunlar” ifadeleri, ünlü bilim adamları Isaac Newton ve Platon’u temsil etmektedir. “Adl ü ihsânını ölçüp biçemez” ifadesi, Paşa’nın adalet ve ihsanının (ikram ve iyiliklerinin) ölçülemeyecek kadar büyük olduğunu vurgulamaktadır. “Akl ü irfanını derk eylemez” ifadesi ise, Paşa’nın aklı ve irfanının (bilgi ve düşüncelerinin) derinliğinin anlaşılamayacağını vurgulamaktadır.

Âleme mûris-i cân adl ile ihsân olmuş
Âdeme bâis-i şân akl ile irfân olmuş

“Dünyada adaletle ihsan (ikram ve iyilik) olarak can (yaşam) sunulmuş / İnsanlık, aklı ve irfan (bilgi ve düşünce) ile şan (şeref ve ün) kazanmış”

“Mûris-i cân” ifadesi, can (yaşam) sunmayı anlatır. “Adl ile ihsân” ifadesi ise, adaletle ihsan (ikram ve iyilik) yapıldığını vurgulamaktadır. “Âdeme bâis-i şân” ifadesi ise, insanlığın şan (şeref ve ün) kazandığını anlatır. “Akl ile irfân” ifadesi ise, aklı ve irfan (bilgi ve düşünce) ile bunun gerçekleştiğini vurgulamaktadır.

Şem’idir kalbimizin cân ile mâl ü nâmus
Hıfz için bâd-ı sitemden olur adlin fânûs

“Kalbimiz, can ve mâl (para) ile namus (saygı ve onur) için şemidir (koruyucudur) / Adalet için bâd-ı sitemden (ıssız ve boş ortamdan) fânûs (ölüm) olur”

“Kalbimiz” ifadesi, kasideyi yazan Şinasi’nin kalbini temsil etmektedir. “Can ile mâl ü nâmus” ifadesi, can (yaşam), mâl (para) ve namus (saygı ve onur) olarak kalbin koruyucu olduğunu vurgulamaktad

Ettin âzâd bizi olmuş iken zulme esir
Cehlimiz sanki idi kendimize bir zencir

“Bizi esir olan zulümden âzâd (özgür) ettin / Cehlimiz (akılsızlığımız), sanki kendimize bir zencir takmıştık”

Bu beyitte, Şinasi, Mustafa Reşid Paşa’nın Osmanlı halkını zulüm ve baskıdan özgürleştirdiğini ifade etmektedir. Ayrıca, Türkiye halkının kendi cehli (akılsızlığı) nedeniyle kendi kendine bir zencir taktığını vurgulamaktadır. Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın Osmanlı imparatorluğu halkına önderlik ettiği ve onları özgürlüklerine kavuşturduğu vurgulanmaktadır.

Bir ıtıknâmedir insana senin kanunun
Bildirir haddini sultana senin kanunun

“Senin kanunun (yasanın), insana bir ıtıknâme (öğüt, öğreti) gibidir / Senin kanunun (yasanın), sultanın (hükümdarın) haddini (sınırlarını) bildirir.”

Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın getirdiği yasaların insanların düşünüp taşınmalarını sağladığı ve aynı zamanda hükümdarın (sultanın) güçlerini sınırlandırdığı vurgulanmaktadır. Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın getirdiği yasaların insanlar için bir öğüt ve öğreti olduğu, aynı zamanda hükümdarın (sultanın) güçlerini sınırlandırdığı belirtilmektedir.

Sen gibi âkil olan kan dökerek gün mü sürer
Vech-i namusuna ol kan ile düzgün mü sürer

“Sen gibi âkil (akıllı) birisi, kan dökerek günü mü sürdürür / Vech-i namusuna (namus yolunda) ol (olan birisi), kan ile düzgün (düzgün bir şekilde) mü sürdürür?”

Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın çok akıllı olduğu vurgulanmaktadır. Aynı zamanda, Mustafa Reşid Paşa’nın namus yolunda olup olmadığı sorgulanmaktadır. Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın çok akıllı olduğu vurgulanırken, aynı zamanda namus yolunda olup olmadığı olumlu şekilde sorgulanmaktadır.

Olmuş insana taassub bir onulmaz bir illet
Hüsn-ü tedbirin ile kurtulur andan millet

“İnsana bir onulmaz (çözülemeyen) bir illet (hasta olma durumu) olarak taassub (havluluk, kibirlilik) olmuştur / Hüsn-ü tedbir (güzel tedbirlilik, aklı selim) ile andan (insanların içinden) millet (halk) kurtulur.”

Bu beyitte, insanların kibirlilik ve havluluk gibi bir onulmaz illete yakalandığı vurgulanmaktadır. Aynı zamanda, bu illetten kurtulmak için güzel tedbirlilik ve aklı selim kullanılması gerektiği belirtilmektedir. Bu beyitte, insanların kibirlilik ve havluluk gibi bir çözülemeyen illete yakalandığı vurgulanırken, aynı zamanda bu illetten kurtulmak için güzel tedbirlilik ve aklı selim kullanılması gerektiği belirtilmektedir.

Andırırsın o tabibi ki ne dem verse ilac
Iztırabından anı hastası eyler iz’ac

“Andırırsın (anımsatırsın) o tabibi (doktoru) ki ne dem verse (ne söylese) ilac (ilâç) / Iztırabından (acıdan, sıkıntıdan) anı hastası (anılan hasta) eyler (yapar) iz’ac (ıztırap, acı).”

Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın doktor gibi bir kimse olduğu vurgulanmaktadır. Aynı zamanda, o ne söylese ilâç olarak kabul edilmektedir. Bu beyitte ayrıca, Mustafa Reşid Paşa’nın insanların acısını azaltan bir etkiye sahip olduğu belirtilmektedir. Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın doktor gibi bir kimse olduğu vurgulanırken, aynı zamanda o ne söylese ilâç olarak kabul edilmekte ve insanların acısını azaltan bir etkiye sahip olduğu belirtilmektedir.


İncedir gerçi bu fikrim kaba düştü tabir
Eyledim sanki mürekkeb ile hûri tasvir

“İncedir (ince, zarif) gerçi bu fikrim (düşüncem) kaba (açık, ağır) düştü tabir (terim, ifade) / Eyledim (yaptım, gösterdim) sanki mürekkeb (siyah mürekkep) ile hûri tasvir (mücevher gibi güzel bir resim).”

Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın düşüncesinin ince olduğu ancak kaba bir tabirle ifade edildiği belirtilmektedir. Aynı zamanda, Mustafa Reşid Paşa’nın mürekkep ile yaptığı bir tasviri mücevher gibi güzel olarak nitelendirilmektedir. Bu beyitte, Mustafa Reşid Paşa’nın düşüncesinin ince olduğu ancak kaba bir tabirle ifade edildiği belirtilmiştir. Şair burada Mustafa Reşit Paşa’nın düşüncesini kendi sanatından bile üstün tutmuştur. Onun düşüncesinde kifayetsiz kalan bir anlatım olduğunu söylemiştir.

Fi’le çıktıkça zamirindeki hayr-i niyyet
Buldu bir başka şeref âlem-i insaniyyet

Bu beyitin anlamını çözmek için, zamir olarak kullanılan “Fi’le” kelimesinin ne anlama geldiğine bakmamız gerekiyor. Bu kelime genellikle “bir yerden çıkmak” anlamında kullanılır. Bu beyitte “çıktıkça” ifadesi de bu anlamı destekler.

“Zamirindeki hayr-i niyyet” ifadesi ise “doğru niyet” anlamına gelir. Bu beyitte, bir yerden çıkarken doğru niyetle hareket etmek anlatılmaktadır.

Son olarak, “Buldu bir başka şeref âlem-i insaniyyet” ifadesi “insanların dünyasında başka bir şeref bulmuş” anlamına gelebilir.

Bütünüyle anlamına baktığımızda, bu beyit “Bir yerden çıkarken doğru niyetle hareket ederek, insanların dünyasında başka bir şeref bulmuş” anlamına gelebilir.


Vakf eden Tanrı mıdır mahkeme-yi vicdanın
Bitirir hâkim-i reyin işinin dünyanın

“Tanrı, vicdan mahkemesini kurar ve rey hâkimi (kendini yargılayan kişi) tarafından işinin (yaptıklarının) dünyada bitirilmesini sağlar.”

Bu beyitte Tanrı’nın insanların yaptıklarını yargıladığı ve yaptıklarının sonuçlarının dünyada görülebileceği ifade edilmektedir. Bu yargılama işlemi, insanların kendi vicdanlarında yaptıklarını yargıladıkları mahkeme olarak ifade edilmektedir. Bu beyitte insanların yaptıklarının sonuçlarının dünyada görülebileceği vurgulanmaktadır ve insanların kendi yargılarını kendilerine uygulaması önemli bir konu olarak dile getirilmiştir.

Konuyu dağıtmayı göze alarak bir konuya daha deyinmek isterim sevgili bendelimiyim.com okurları. Burada ve başkaca tahlil ettiğim şiirlerde görüyorsunuz ki Tanrı kelimesi kullanılmaktadır. Bazı hayal evreninde yaşayan alternatif tarih teziyle beyinleri doldurulmuş insanlar tarafından alerji yapsa da Tanrı kelimesi Osmanlı döneminde kullanılmaktadır. Bugün nasıl oluyorsa eski dönemde daha geri bir hale gelmiş durumdayız. Tanrı kelimesini Türkçe Dublaj yabancı filmlerden duyduklarında sanki Tanrı kelimesini yabancılar veya hristiyanlar kullanıyor sanıyorlar. Tanrı Allah kelimesinin Türkçesidir. Rab kelimesini kullanırken gocunmadan kullanıyorlar ama Tanrı kelimesi alerji yapıyor. Konuyu dağıtmamak adına geri dönelim.


Bin yaşa devlet ü ikbâl-i fahimânen ile
Mülkü tedvir ederek akl-i hakîmânen

“Akıl sahibi olarak devletin yönetimini eline alarak bin yıla kadar geçerli olacak ikbal (başarı, zenginlik) ve fahimânen (anlama, anlamaya yatkınlık) ile mülkü (toprakları, bölgeyi) tedvin eder.”

Bu beyitte devletin yönetiminin akıl sahibi bir kişi tarafından yapılması ve bu yönetimin bin yıla kadar geçerli olacağı ifade edilmektedir. Bu kişinin aynı zamanda ikbal (başarı, zenginlik) ve fahimânen (anlama, anlamaya yatkınlık) ile mülkü (toprakları, bölgeyi) tedvin etmeyi amaçladığı ifade edilmektedir.

Bilge Kağan’ın “Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir?” sözünü hatırlatırcasına söylenmiştir. Akıl sahibi kimseler yönetimde olduğu müddetçe devletini kim yıkabilir.


Kaside’yi Şinasi’nin Müntehabat-ı Eşar isimli eserinde bulabilirsiniz. Başka tahlillerde görüşmek dileğiyle. Yazılara yorum yapmayı unutmayın.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com