Şiir Tahlili: Yok iştikâ-yi cevr-i felekten nisâbımız, Namık Kemal

Merhaba sevgili bendelimiyim.com okurları yepyeni bir şiir tahlili ile bu yazıda sizlerleyiz. Bu defa sizlerle Namık Kemal’in “Yok iştikâ-yi cevr-i felekten nisâbımız” gazelini okumaya anlamaya ve açıklamaya çalışacağız. Umarım liseedebiyat.com gibi hırsız siteler bunu da çalmazlar. Başka sitelerde kendi emeğimin link bile verilmeden aşırıldığını görrmek canımı sıkıyor. Görsellere filigran koydum çalmasınlar diye adam filigranlı olarak bile kopyalayıp sitesine koymuş. Altına link verir insan bari haram olsun. Neyse bu iç dökmeleri kendi kendime yapmaya devam edeyim sizlerle şiirin tadını çıkaralım.

Bu şiir, Namık Kemal’in ünlü bir eseri olan “Vatan Yahut Silistre” adlı tiyatro oyununun sonunda okunan bir gazeldir. Şiir, vatan sevgisi, kahramanlık, fedakarlık, onur ve cesaret gibi temaları işler. Şiirin dili, klasik Osmanlı Türkçesi’ne yakın olup, kuvvetli ve heyecanlı bir üslup taşır. Ancak farklı olan durumu Klasik Osmanlı şiirinde yani divan şiirinde neredeyse hiç işlenmeye vatan konusudur. Şiirde, Namık Kemal, kendini ve arkadaşlarını vatan uğruna ölmeye hazır şehit adayları olarak tanımlar. Şiirin son beytinde, şairin adı ve sıfatı olan “Namık celâl ü câh” ifadesi yer alır. Bu ifade, şairin hem yüce bir isme hem de yüce bir makama sahip olduğunu gösterir.

Önce eseri tamamen bir okuyup anlamaya çalışalım.

Yok iştikâ-yi cevr-i felekten nisâbımız
Ser-levhasında hamd ile başlar kitâbımız

Bizden kelâm-ı tünd işitir tünd söyleyen
Düşmez suâl-i hasma mugaayir cevâbımız

Îcâb-ı hâle vâkıf olan ehl-i dikkatiz
Yok kimseden zemânede hiç ictinâbımız.

Sıdk u sebât mesleğimizdir ki eylemez
Bin tîğe karşı gelse tehâlüf zehâbımız

Açmış birer dehân-ı sefâ her habâbtan
İkbâl-i dehre handeler eyler şerâbımız

Şâh-i gedâ-nihâdız olur tâht-gâh-ı feyz
Mâ’mûre-yi muhabbete kalb-i harâbımız

Çerh eylesin cefâsını isterse bî-idâd
Rûz-i cezâ’da yok mu bizim bir hesâbımız

Nâmık celâl ü câhı tenezzülle istemez
Baş eğmez âsumâna ulûvv-î cenâbımız
Namık Kemal

Yok iştikâ-yi cevr-i felekten nisâbımız
Ser-levhasında hamd ile başlar kitâbımız

Şair, bu beyitlerde kaderin zorluklarından ve yaşanan sıkıntılardan bahsediyor gibi görünmektedir. İlk beyitte, “İştikâ-yi cevr-i felekten nisâbımız” ifadesi, kaderin zorlayıcı çizgisinden kaçınamadığımızı, feleğin cilvesiz ve zorlu dönemlerine maruz kaldığımızı ifade eder. İkinci beyitte ise, “Ser-levhasında hamd ile başlar kitâbımız” ifadesiyle, şairin yaşadığı zorluklara rağmen sabrını koruyarak, her zorluğa rağmen yaşamına şükretme ve hamd etme tavrını vurgular. Şair, bu beyitlerle hayatın zorluklarına karşı direnişini ve tevekkülünü dile getirir.

Bu beyit, şairin hayatının zorluklarına rağmen Allah’a şükrettiğini ve eserinin de bu şekilde başladığını ifade eder. Şair, “iştikâ” kelimesiyle feleğin acımasızlığından şikayet etmez, aksine nisap olarak kabul eder. Nisap, İslam hukukunda zekat vermek için gerekli olan asgari servet miktarıdır. Şair, feleğin çevresinden aldığı dertleri, Allah’ın kendisine verdiği bir nimet olarak görür ve bunun karşılığında zekat olarak hamd eder. Şairin eserinin baş sayfasında da bu hamd ile başladığını söyler. Bu beyit, şairin teslimiyetçi ve mütevekkil bir ruh halini yansıtır.

Bizden kelâm-ı tünd işitir tünd söyleyen
Düşmez suâl-i hasma mugaayir cevâbımız

Şair, bu dizelerde özgün bir üslupla ifade edilmiş bir duruşu dile getirmektedir. İlk beyitte, “Bizden kelâm-ı tünd işitir tünd söyleyen” ifadesi, şairin nazik ve incelikli bir dil kullanarak konuştuğunu belirtir. Şair, kullandığı nazik kelamlarıyla dikkat çeken ve bu özellikleyle bilinen bir kişiliğe sahiptir.

İkinci dizede ise, “Düşmez suâl-i hasma mugaayir cevâbımız” ifadesi, şairin düşmanına karşı cesur ve etkili bir şekilde karşılık verdiğini vurgular. Şair, hasmına yöneltilen sualler karşısında geri adım atmayan ve güçlü bir cevap veren bir tavır sergiler. Bu beyitler, Namık Kemal’in hem nazik bir üslup hem de güçlü bir duruş sergileyen bir şair olduğunu gösterir.

Namık Kemal, bu beyitte, kendisi gibi düşünen ve konuşan kişilerin, karşıt görüşlü düşmanlarına karşı nasıl bir tutum sergilediklerini anlatmaktadır. Beyitteki “kelâm-ı tünd” ifadesi, sert ve keskin sözler anlamına gelir. Namık Kemal, kendileri gibi sert ve keskin sözler söyleyen kişilerin, düşmanlarının sorularına da aynı şekilde sert ve keskin cevaplar verdiklerini belirtmektedir. Beyitteki “mugaayir” kelimesi, zıt, karşıt anlamına gelir. Namık Kemal, düşmanlarının sorularının kendilerinin görüşlerine zıt olduğunu ve bu yüzden de onlara uygun cevap vermeyeceklerini ifade etmektedir. Bu beyit, Namık Kemal’in milliyetçi ve özgürlükçü düşüncelerini yansıtan bir beyittir.

Îcâb-ı hâle vâkıf olan ehl-i dikkatiz
Yok kimseden zemânede hiç ictinâbımız.

Şair, bu dizelerde toplumsal bir duruş sergileyerek kendine güvenen bir tavır ortaya koymaktadır. Beyitlerin çevirisi şu şekildedir:

“Şu anki durumu anlamakta olanlar, dikkat sahipleriyiz. Zira dünyada kimseye muhtaç değiliz.”

Şair, “Îcâb-ı hâle vâkıf olan ehl-i dikkatiz” ifadesiyle toplumun durumunu anlamış, çözmüş ve değerlendirmiş olan bir grup insanın, yani ehl-i dikkatin, mensupları olduğunu belirtir. “Yok kimseden zemânede hiç ictinâbımız” ifadesi ise, zemânede (dünyada) hiç kimseden yardım istemediklerini ve muhtaç olmadıklarını ifade eder. Namık Kemal, şairane bir üslupla, toplumun durumu ve kendi bağımsızlıklarına vurgu yaparak güçlü bir duruş sergiler.

Bu beyitte, Namık Kemal, kendisi ve arkadaşlarının durumun farkında olduklarını ve kimseye karşı çekinmediklerini söylüyor. Îcâb-ı hâl, gereken şey, vâkıf olmak ise bilmek, anlamak demek. Ehl-i dikkat ise dikkatli, uyanık insanlar anlamına geliyor. Namık Kemal, kendilerinin gereken şeyi bildiklerini ve dikkatli insanlar olduklarını belirtiyor. Zemânede ise zamanda, çağda demek. Ictinâb ise çekinme, sakınma anlamına geliyor. Namık Kemal, zamanda, çağda hiç kimseye karşı çekinmediklerini, yani cesur olduklarını ifade ediyor. Bu beyit, Namık Kemal’in milli ve vatansever duygularını yansıtıyor.

Sıdk u sebât mesleğimizdir ki eylemez
Bin tîğe karşı gelse tehâlüf zehâbımız

Şair, bu beyitte sadece doğru ve sabit bir davranış biçimini benimsemediğini, aynı zamanda bin türlü zorluğa ve tehlikeye karşı kararlılığını koruduğunu ifade eder. Beyitin tam çevirisi şu şekildedir:

“Sıdk ve sebât, bizim mesleğimizdir ki her türlü zorluğa karşı kararlılığımızı bozmaz.”

Namık Kemal, “Sıdk u sebât mesleğimizdir” ifadesiyle doğruluk ve kararlılığın kendi meslekleri olduğunu belirtir. “Bin tîğe karşı gelse tehâlüf zehâbımız” ifadesi ise, bin türlü tehlikeye karşı bile kararlılıklarının zayıflamayacağını vurgular. Şair, bu beyitlerle kişisel duruşunu ve prensiplerini ifade ederken, güçlü bir karakterin zorluklar karşısındaki direncini de yansıtmış olur.

Bu beyitte, Namık Kemal, vatanseverlik ve bağımsızlık için mücadele etmenin kendi mesleği olduğunu söylüyor. Bin tîğe karşı gelse tehâlüf zehâbımız ifadesiyle de, kendisini ve arkadaşlarını hiçbir gücün yıldıramayacağını, yüreklerindeki altın gibi sağlam ve parlak inancın asla sarsılmayacağını belirtiyor. Bu beyit, Namık Kemal’in şiirlerinde sıkça görülen milli duyguların ve direniş ruhunun bir örneğidir.

Açmış birer dehân-ı sefâ her habâbtan
İkbâl-i dehre handeler eyler şerâbımız

Şair, bu beyitte şarap (şerâb) metaforu aracılığıyla sanatsal dehasını ve başarılarını anlatmaktadır. Beyitin tam çevirisi şu şekildedir:

“Her çiçek açtığında, birer nehir olmuş sanat dehası; başarılarımız dünyaya nehirler gibi şarap içirir.”

Namık Kemal, “Açmış birer dehân-ı sefâ her habâbtan” ifadesiyle her açan çiçeğin, sanatsal dehasının bir yansıması olduğunu belirtir. “İkbâl-i dehre handeler eyler şerâbımız” ifadesi ise, başarıların dünyaya şarap içirir gibi bir etki yarattığını ifade eder. Şair, bu beyitlerle kendi sanatsal başarılarını öne çıkarırken, bunların topluma da olumlu bir etki yaptığını vurgular.

Bu beyitte, Namık Kemal, Osmanlı Devleti’nin zor durumunu ve milletin uyanışını anlatmaktadır. “Açmış birer dehân-ı sefâ her habâbtan” dizesinde, habâb, toz bulutu anlamına gelir. Burada, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu karanlık ve zorlu durumu simgeler. Dehân-ı sefâ ise, sevinçli akıl demektir. Burada, milletin uyanışını ve aydınlanmasını ifade eder. Namık Kemal, bu dizede, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulmak için milletin akıllı ve bilinçli olması gerektiğini vurgular. “İkbâl-i dehre handeler eyler şerâbımız” dizesinde ise, ikbâl-i dehr, zamanın talih ve saadeti anlamına gelir. Hande ise, gülmek demektir. Şerâb ise, şarap anlamına gelir. Burada, Namık Kemal, milletin uyanışının ve bilinçlenmesinin zamanın talihini değiştireceğini ve milleti mutlu edeceğini söyler. Bu beyitte, Namık Kemal, Osmanlı Devleti’nin yeniden dirilişine olan inancını ve umudunu dile getirir.

Şâh-i gedâ-nihâdız olur tâht-gâh-ı feyz
Mâ’mûre-yi muhabbete kalb-i harâbımız

Birinci mısrada, sevginin, fakir ve kimsesizlerin bile sultanı olabileceği ifade edilmektedir. Bu ifade, sevginin herkese açık olduğunu, maddiyat ve makam gözetmeksizin herkesi kapsadığını göstermektedir.

İkinci mısrada ise, sevginin, harap olmuş kalbimizi yeniden inşa edeceği vurgusu yapılmaktadır. Bu ifade, sevginin dönüştürücü gücünü göstermektedir. Sevgi, kalbimizdeki tüm karanlığı ve yıkımı giderebilir, kalbimizi yeniden aydınlatabilir ve canlandırabilir.

Beyitte kullanılan kelimeler de anlam bakımından önemlidir. “Gedâ” kelimesi, fakir, kimsesiz, yoksul anlamlarına gelir. “Nihadız” kelimesi ise, sultan, padişah, hükümdar anlamlarına gelir. “Tâht-gâh” kelimesi ise, taht yeri, tahtın bulunduğu yer anlamlarına gelir. “Feyz” kelimesi ise, bereket, bolluk, zenginlik anlamlarına gelir. “Mâ’mûre” kelimesi ise, yapılmış, inşa edilmiş, bina edilmiş anlamlarına gelir. “Muhabbet” kelimesi ise, sevgi, aşk, şefkat anlamlarına gelir.

Çerh eylesin cefâsını isterse bî-idâd
Rûz-i cezâ’da yok mu bizim bir hesâbımız

Namık Kemal, bu beyitte, zalim bir sevgiliye karşı sabırlı ve onurlu bir tavır sergiliyor. Sevgilinin kendisine yaptığı eziyetleri çekmeye razı olduğunu, ama bunun karşılığında ahirette adaletin sağlanacağını söylüyor. Bu şekilde, hem sevgilisine olan bağlılığını hem de inancını gösteriyor. Namık Kemal, bu beyitte, aynı zamanda, döneminin baskıcı yönetimine de bir mesaj veriyor. Kendisine zulmedenlere karşı boyun eğmediğini, ama hesabını ahirette soracağını ifade ediyor. Bu şekilde, hem vatanseverliğini hem de cesaretini gösteriyor. Namık Kemal, bu beyitte, şiir ve düşünce dünyasının önemli bir örneğini sunuyor. Sevgi ve inanç arasında bir denge kuruyor. Zulüm ve adalet arasında bir umut besliyor.

Nâmık celâl ü câhı tenezzülle istemez
Baş eğmez âsumâna ulûvv-î cenâbımız

Şair, bu dizelerde onurunu koruyan ve aşağılanmayı kabul etmeyen bir tavır sergilemektedir. Beyitin çevirisi şu şekildedir:

“Namık Celâl ve cânı, aşağılanmayı istemeyerek başını eğmez; itibarımız, gökyüzüne yüksek bir itibarla bakmamıza sebep olur.”

Namık Kemal, “Nâmık celâl ü câhı tenezzülle istemez” ifadesiyle ismi ve onuruyla tenezzül edilmesine izin vermediğini belirtir. “Baş eğmez âsumâna ulûvv-î cenâbımız” ifadesi ise, gökyüzüne bakarken başlarını eğmeyen ve yüksek bir itibara sahip olan bir tavır sergilediklerini vurgular. Şair, bu dizelerde kendi kişisel onurunu ve dik duruşunu ön plana çıkararak toplumsal bir duruş sergiler.

Birinci mısrada, Namık Kemal’in “celâl ü câh”ı (yücelik ve makam) tenezzülle istemediği ifade edilmektedir. Bu ifade, Namık Kemal’in maddiyat ve makam peşinde koşmayan, kendinden ve ideallerinden ödün vermeyen bir kişiliğe sahip olduğunu göstermektedir.

İkinci mısrada ise, Namık Kemal’in “ulûvv-î cenâbımız” (yüceliğimiz) için gökyüzüne baş eğmeyeceği ifade edilmektedir. Bu ifade, Namık Kemal’in kendinden ve ideallerinden emin olduğunu, kimseye boyun eğmeyeceğini göstermektedir.

Beyitte kullanılan kelimeler de anlam bakımından önemlidir. “Celâl” kelimesi, yücelik, azamet, ihtişam anlamlarına gelir. “Câh” kelimesi ise, makam, mevki, zenginlik anlamlarına gelir. “Ulûvv” kelimesi, yücelik, yükseklik anlamlarına gelir. “Cenâb” kelimesi ise, yücelik, yükseklik, saygınlık anlamlarına gelir.

Beyit, Namık Kemal’in kişiliğini ve ideallerini yansıtan önemli bir beyittir. Beyit, günümüzde de geçerliliğini koruyan bir mesaj vermektedir. Bu mesaj, insanın kendinden ve ideallerinden ödün vermeden, yüce ve saygın bir yaşam sürmesi gerektiğidir.

Namık Kemal’in bu gazeli, tanzimat devri edebiyatının önde gelen şairlerinden biri olarak kendine özgü üslubunu ortaya koymaktadır. Şair, eserinde bir dizi tematik öğeyi işleyerek duygusal bir derinlik ve estetik bir zenginlik sunar.

Gurur ve Bağımsızlık: Şair, “Sıdk u sebât mesleğimizdir ki eylemez / Bin tîğe karşı gelse tehâlüf zehâbımız” beyitiyle kişisel gururunu ve bağımsızlığını vurgular. Bu beyit, Namık Kemal’in dik duruşunu, doğruluktan ve bağımsızlıktan ödün vermemesini anlatır.

Sanat ve Deha: ” Açmış birer dehân-ı sefâ her habâbtan / İkbâl-i dehre handeler eyler şerâbımız” beyiti, şairin sanatsal yeteneklerini ve dehasını öne çıkarır. Namık Kemal, kendi döneminde bir deha olarak görülmüş ve eserleriyle sanat dünyasına önemli katkılarda bulunmuştur.

Aşk ve Güzellik: “Şâh-i gedâ-nihâdız olur tâht-gâh-ı feyz / Mâ’mûre-yi muhabbete kalb-i harâbımız” beyiti, şairin aşk ve güzellik kavramlarına olan duyarlılığını ifade eder. Şair, aşkın güzellikleriyle tâht-gâh-ı feyzde (güzellik tahtı) oturmayı arzular.

Kendini Tanıma ve Hak Arayışı: Çerh eylesin cefâsını isterse bî-idâd / Rûz-i cezâ’da yok mu bizim bir hesâbımız” beyiti, şairin hak arayışını ve kendini tanıma çabasını yansıtır. Namık Kemal, bireysel duruşunu korurken adalet ve hak arayışında da kararlı bir tavır sergiler.

Üslup ve Dil Zenginliği: Namık Kemal’in eserindeki üslup ve dil zenginliği, divan edebiyatının geleneksel özelliklerini taşır. Aruz ölçüsüyle yazılmış olan eser, gazel formunu benimseyerek şairin duygu ve düşüncelerini etkili bir şekilde ifade eder.

Bu gazelde Namık Kemal, toplumsal meselelere, şahsi duruşuna ve duygusal dünyasına dair derin bir bakış sunar. Gazelde işlenen temalar, şairin tanzimat edebiyatındaki etkileyici ve özgün tarzını yansıtarak edebi değerini vurgular.

Sonuç:

Siz bendelimiyim.com okurları için yazının genel bir özetini ve vardığımız sonuçları şöyle bir gözden geçirmek istiyorum. Namık Kemal’in bu şiiri, Tanzimat dönemi edebiyatının genel çizgilerini ve Namık Kemalin şair kimliğini ve şiir anlayışını yansıtan bir eserdir. Şiirde, Namık Kemal, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor duruma rağmen, vatanseverlik, cesaret, sadakat ve bağımsızlık gibi değerleri savunur. Şiirin biçimi, divan edebiyatının etkisini gösterir. Şiir, aruz ölçüsüyle yazılmıştır ve beyitlerden oluşur. Şiirin dili ise sade ve anlaşılırdır. Şiirde, Namık Kemal, kendi kişiliğini ve düşüncelerini açıkça ortaya koyar. Şiirdeki “biz” zamiri, Namık Kemal’in kendisini Tanzimat edebiyatçılarıyla özdeşleştirdiğini gösterir. Şiirdeki “hamd”, “tîğ”, “âsumân” gibi kelimeler ise Namık Kemal’in İslami ve Türk kültürüne bağlılığını gösterir. Şiirdeki “ikbâl-i dehre handeler eyler şerâbımız” beyti ise Namık Kemal’in kaderci bir bakış açısına sahip olduğunu gösterir. Bu beyitte, Namık Kemal, hayatın zorluklarına karşı sabırlı ve teslimiyetçi bir tavır sergiler. Bu şiir, Namık Kemal’in Tanzimat dönemi edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olduğunu kanıtlayan bir başyapıttır.

Başka tahlillerde görüşmek üzere.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com