Şiir Tahlili: Tevhid, Tevfik Fikret

Merhaba sevgili bendelimiyim.com okurları bu yazıda sizlerle Tevfik Fikret’in Tevhid isimli şiirin tahlil edeceğiz. Tevfik Fikret, Türk edebiyatının önemli şairlerinden biridir ve hayatı boyunca farklı dönemlerde farklı düşünceleri dile getirmiştir. Din konusundaki fikirleri de bu çeşitliliği yansıtmaktadır. Tevfik Fikret, gençlik yıllarında dine uzak bir bakış açısına sahipti. Ancak hayatının son dönemlerinde, özellikle “Tevhîd” adlı bir eser yazdı. Bu eser, onun maneviyata ve mistisizme yönelik bir arayışını ifade ederken, aynı zamanda şiir anlayışı ile bir tezat oluşturuyor. “Tevhîd” adlı şiirinde Tevfik Fikret, Allah’ın birliğini ve kudretini anlatırken, doğanın güzelliklerini ve yaratılışın sırlarını dile getirir. Şiir, mistik bir dil ve sembollerle doludur. Özellikle doğa ve kâinatın yaratıcısına olan hayranlığını ifade ederken, aynı zamanda insanın sınırlı anlayışının bu büyük gerçekliği kavramakta yetersiz kaldığını vurgular.

Bu şiir, Tevfik Fikret’in farklı dönemlerdeki düşünsel evrimini yansıtan bir eserdir. Gençlik yıllarındaki agnostik yaklaşımından, yaşamın sonlarına doğru maneviyata yönelişine kadar olan bu değişim, onun şiirlerinde de kendini gösterir. Şiir, hem geleneksel bir nazım şekli olan “tevhid” geleneğine bağlıdır, hem de yeni fikirler ve sanatsal özellikler taşır.

Ey meh-i enver-i sipihr-ârâ
Lem’a-i rahmet-i Cenâb-ı Hudâ

Zulmet-i şeb dokundu sevdâma
Merhamet kıl şu kalb-i şeydâma

Sevmiyor zulmeti dil-i zârım
Olsa nûrun olur meded-kârım

Neye eylersen istitâr eyle
Bezm-i deycûru ihtiyâr eyle

Eyle karşımda nâzikâne hırâm
Eylesin tâ ki tende cân ârâm

Sana âşık mıyım neyim bilmem
Olamam bir dakîka görmezsem

Görün artık bu ihticâb yeter
Kapladı âlemi zalâm-ı keder

Açıl ey mâh-tâb açıl da görün
Bürünürsen de ebre sonra bürün

Gark edüp nûr zîr ü bâlâyı
Âşkâr eyle hüsn-i Leylâ’yı

Kudret-i Zât-ı Hakk’ı yâdettir
Halka tenvîr-i i’tikâd ettir

Olup ‘âlem-fürûz dîdârın
Yümmde mevc ursa aks-i envârın

Vech-i dildârı eylesen tasvîr
Görse cân nûr-ı Hakk’ı sûret-gîr

Bâğ u gülzâra in’itâf etsen
Hep çiçeklerle i’tilâf etsen

Kûh u sahrâ garîk-ı nûr olsa
Arz-ı muzlim nazîr-i Tûr olsa

Buna hayrân olup da rûh-ı Kelîm
Dese ey Rabb-i Zü’l-Celâl-i Azîm

Bu ne hayret-fezâ sanâyi’dir
Bu nasıl dil-rübâ bedâyi’dir.

Bu ne bî-hadd ü intihâ kudret
Bu ne bî-intihâ vü had hikmet

Kudretin aklı etmede hayrân
Hikmetin zihni kılmada velehân

Ey nazîr ü şerîksiz ma’bûd!
Kim bu ekvâna verdi böyle vücûd

Şebi revnak-pezîr eden kimdir
Mâhı cism-i münîr eden kimdir

Göğe bu ahterânı kim saçmış
Ya bu şehrâh-ı feyzi kim açmış

Cümlesi sun’u dest-i makderetin
Bizlere bir yegâne âtıfetin

“Birsin ey bî-niyaz Hâlık bir!”
Olamaz akl birliğin münkir!

Bütün eşya güvâh vahdetine
Kim eder iştibâh vahdetine!

Çağlayan şu şelâle-i mesrûr
Ağlayan şu anâdil-i ma’zûr

Deşt ü kûhsâr u bahr ü âb-ı revân
Hep cemâdât ve cümle-i hayvân

Hâsılı âlem içre mevcûdât
Hep şuûnât cümle meşhûdât

Vahdet’in söylemektedir her an
Eyleyip işbu beyti vird-i zebân

“Ki yekî hest hîç nîst cüz-i O”
“Vahdehû lâ-ilâhe illâ Hû”

Tevfik Fikret

Tevfik Fikret, Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olup, şiirlerinde genellikle insanın iç dünyasına, ahlaki ve toplumsal meselelere değinir. “Tevhîd” adlı şiiri de bu çerçevede değerlendirilebilir. Şiirin genel yapısına ve içeriğine bakıldığında, Fikret’in şiirsel dilinin yanı sıra, dini ve felsefi düşüncelerini de görmek mümkündür.

Şiirin Biçimi ve Dili: “Tevhîd” şiiri, klasik Türk şiirinin gazel biçimine uygundur. Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır. Fikret, şiirinde Osmanlı Türkçesini kullanmış olup, şiirin dili ağır ve sanatlıdır.

Şiirin İçeriği ve Temaları: Şiirin genel teması, tevhid inancı ve bu inancın evrensel boyutudur. Fikret, şiirinde Tanrı’ya olan inancını ve bu inancın insan hayatındaki yerini dile getirir. Şiirde ayrıca, insanın iç dünyasındaki duygusal çalkantılar ve bu duygusal durumların Tanrı ile olan ilişkisine dair düşünceler de yer alır.

Şiirin Tahlili: Şiirin her beyiti, bir önceki beyitle bağlantılı olarak okunmalıdır. Şiirin ilk beyitinde, Fikret, ayın ve Tanrı’nın merhametinin bir araya getirilmesiyle, doğanın ve evrenin güzelliklerinin Tanrı’nın bir lütfu olduğunu ifade eder. İkinci beyitte ise, gece karanlığının sevdasını etkilediğini ve bu durumda Tanrı’nın merhametine ihtiyaç duyduğunu belirtir. Üçüncü beyitte, kendi içindeki karanlığı ve ışığın bu karanlığı giderme potansiyelini dile getirir. Dördüncü beyitte, kendini Tanrı’nın iradesine bırakır ve ne olursa olsun kabul edeceğini ifade eder. Son beyitte ise, Tanrı’nın merhametini ve bu merhametin kendisine huzur vereceğini ifade eder.

1.“Ey meh-i enver-i sipihr-ârâ
Lem’a-i rahmet-i Cenâb-ı Hudâ”

Bu beyitte Tevfik Fikret, doğanın ışıklı ayı olan güneşe hitap ediyor. İlk iki mısra, güneşi “sarılmış bir ay” olarak tasvir eder ve onun Cenab-ı Huda’nın rahmet ışığından bir ışık demeti olduğunu ifade eder.Şiirin bu kısmı, doğa ve kozmosun güzelliklerini Allah’ın rahmetinin birer yansıması olarak gören bir tasavvufî bakış açısını yansıtır. Aynı zamanda, Allah’ın varlığını ve birliğini vurgulayan tevhid konseptini de içerir. Şair, doğadaki güzellikleri Allah’ın rahmetinin birer izi olarak görerek bu güzelliklere hayranlığını ifade eder. Tevhid, Allah’ın birliği ve tekliği anlamına gelir, bu da şairin Allah’a olan hayranlığını ve bağlılığını vurgular.

2.“Zulmet-i şeb dokundu sevdâma
Merhamet kıl şu kalb-i şeydâma

3.Sevmiyor zulmeti dil-i zârım
Olsa nûrun olur meded-kârım”

Bu beyitlerde şair, gece karanlığının aşkına dokunduğunu ifade ediyor. “Zulmet-i şeb” ifadesi, gece karanlığını temsil ederken, “dokundu sevdâma” ifadesi, gece karanlığının şairin aşkına nasıl etki ettiğini anlatır. Şair, bu karanlıkla baş etmek için Allah’tan merhamet diler. İkinci dizede ise şair, karanlık yüzünden yaralanan kalbinin, ışık ve yardım isteğini ifade eder.

Bu beyitlerde aşk, gece ve ışık gibi semboller kullanılarak Allah’a duyulan aşk ve O’ndan yardım talebi ifade edilmektedir. Şair, karanlığın zulmeti karşısında Allah’ın rahmetini, ışığını ve merhametini aramaktadır.

4.“Neye eylersen istitâr eyle
Bezm-i deycûru ihtiyâr eyle”

Bu beyitte şair, ilahi aşka olan özlemini ve aşkın coşkusunu ifade ediyor. İlk dizede “Neye eylersen istitâr eyle” ifadesi, şairin her türlü arzusunu Allah’a yönlendirdiğini ve O’na olan taleplerini dile getirdiğini belirtir. “İstitâr” kelimesi, bir şeyi arzulamak, istemek anlamına gelir.

İkinci dizede ise “Bezm-i deycûru ihtiyâr eyle” ifadesiyle şair, Allah’a yönelik bir içsel sarhoşluğu ve aşkın zevkini ifade eder. “Bezm-i deycûr” ifadesi, içki meclisi anlamına gelir. Ancak burada içki meclisi, dünyevi içkiler değil, aşk ve ilahi zevk ile sarhoş olma meclisi olarak kullanılmaktadır. Şair, Allah’a olan aşk ve bağlılığının bir içsel sarhoşluk ve neşe haline dönüştüğünü ifade eder.

Bu beyit, şairin aşkını ve özlemini dile getirirken, aynı zamanda tasavvufi bir anlayışla Allah’a yönelik içsel bir coşkuyu da yansıtmaktadır.

5.”Eyle karşımda nâzikâne hırâm
Eylesin tâ ki tende cân ârâm”

Bu beyitte şair, sevgilisi olarak gördüğü Allah’tan naz ve şefkat talebinde bulunuyor. Beyitteki “nâzikâne” kelimesi, nazik, yumuşak, şefkatli anlamına gelir. Şair, Allah’ın naz ve şefkatini talep ederek O’na karşı nazik bir tavır sergilemeyi istiyor.

İkinci dizede “Eylesin tâ ki tende cân ârâm” ifadesiyle şair, Allah’tan ruhunda derin bir huzur ve rahatlama istiyor. “Tende cân ârâm” ifadesi, bedenin cana, yani ruha, huzur vermesini ifade eder. Şair, Allah’ın kendisine bu huzuru nasip etmesini diler.

Bu beyitte şairin Allah’a yönelik sevgisi, O’ndan naz ve şefkat talebiyle birleşiyor. Tasavvufi bir anlayışla, şairin sevgilisi olarak gördüğü Allah’tan, naz ve şefkatle dolu bir yaklaşım ve içsel huzur talep ediyor.

6.“Sana âşık mıyım neyim bilmem
Olamam bir dakîka görmezsem”

Bu beyitte şair, Allah’a olan sevgisini ve bağlılığını ifade ederken bir taraftan da acziyetini ve O’na olan özlemini dile getiriyor.

“Sana âşık mıyım neyim bilmem” ifadesiyle şair, kendi varlığının ve özünün gerçekte ne olduğunu tam olarak bilemediğini ifade ediyor. Bu cümlede, insanın Allah’a olan sevgisinin sınırlarını anlamakta güçlük çekmesi ve bu sevginin derinliklerine vurgu yapılıyor.

“Olamam bir dakîka görmezsem” ifadesiyle de şair, Allah’ı bir an olsun görmeksizin yaşamanın zorluğunu dile getiriyor. Bu durum, şairin Allah’a duyduğu özlemi ve O’nu görmeye duyduğu hasreti vurgular.

Beyit, insanın Allah’a olan sevgisi, O’nu tanıma arzusu ve O’na olan özlemiyle ilgili derin bir içsel duygu ifadesini içerir. Şair, kendi sınırlılığını ve Allah’a olan özlemini dile getirirken, aynı zamanda bu beyitteki ifadelerle okuyucuya Allah’a olan sevgi ve hasretin ne kadar derin ve içten olduğunu aktarıyor.

7.“Görün artık bu ihticâb yeter
Kapladı âlemi zalâm-ı keder”

Bu beyitte şair, Allah’a olan hasretini ve özlemini dile getirirken, aynı zamanda dünyanın içinde bulunduğu hüzün ve keder durumuna da vurgu yapıyor.

“Görün artık bu ihticâb yeter” ifadesiyle şair, Allah’a olan özlemini ifade eder ve O’nu görmek için duyduğu arzuyu belirtir. “Ihticâb” kelimesi, birine muhtaç olma, özleme ve hasret duyma anlamına gelir. Şair, bu kelimeyi kullanarak Allah’a olan derin özlemini ifade eder.

“Kapladı âlemi zalâm-ı keder” ifadesiyle ise şair, dünyanın keder ve üzüntü içinde olduğunu belirtir. “Zalâm” kelimesi, hüzün, keder ve sıkıntı anlamına gelir. Şair, Allah’a olan hasretini dile getirirken, aynı zamanda dünyanın içinde bulunduğu zorlukları ve üzüntüleri ifade eder.

Bu beyitte, şairin Allah’a olan özlemiyle birlikte dünyanın içinde bulunduğu zorluklara ve kederlere dikkat çekilmiştir.

8.“Açıl ey mâh-tâb açıl da görün
Bürünürsen de ebre sonra bürün”

Bu beyitte şair, ayı, yani mâh-tâb’ı konu alırken, onunla Allah’ın güzelliklerini ve birliğini ifade etmeye çalışıyor.

“Açıl ey mâh-tâb açıl da görün” ifadesiyle şair, aya hitap ederek ondan bir öğüt almak ister gibi seslenir. Ayın açılması, parlak ve aydınlık bir görünüm sergilemesi, Allah’ın nuru ve birliğiyle benzerlik taşır. Ayın açılması, aynı zamanda şairin gönül gözünün aydınlanmasını ve Allah’ın güzelliklerini daha iyi görmesini simgeler.

“Bürünürsen de ebre sonra bürün” ifadesi ise şairin, ayın ardındaki perdenin kalkması gibi, insanın gönlündeki perdelerin kalkarak Allah’ı daha iyi anlaması gerektiğini ifade eder. “Ebre” kelimesi, şairin kullandığı eski bir Türkçe kelime olup “perde” anlamına gelir. Yani şair, insanın gönül gözünün perdesinin kalkmasını ve Allah’ın birliğini daha iyi anlamasını dile getirir.

Bu beyitte, şair doğal bir varlık olan ayı kullanarak, Allah’ın birliğini ve güzelliklerini anlatır. Aynı zamanda insanın içsel bir aydınlanma ve anlayışa ulaşması gerektiğine vurgu yapar.

9. “Gark edüp nûr zîr ü bâlâyı
Âşkâr eyle hüsn-i Leylâ’yı”

Bu beyitte şair, aşkın ve güzelliklerin sembollerini kullanarak Allah’a olan bağlılığını ve aşkını dile getiriyor.

“Gark edüp nûr zîr ü bâlâyı” ifadesiyle şair, Allah’a olan aşkını sürdürmek istiyor ve bu aşkın içinde kaybolmayı, kendini bu nur ve güzellikle sarmayı arzuluyor. “Gark” kelimesi, sırf aşk ve güzellikle iç içe geçmeyi ifade eder. “Nûr zîr” ifadesi, nurun şehveti ve güzelliği anlamına gelirken, “bâlâ” ise yükseklik, yücelik demektir.

“Âşkâr eyle hüsn-i Leylâ’yı” ifadesiyle şair, Allah’ın güzelliklerini ve aşkını açıkça göstermesini diler. “Âşkâr eyle” ifadesiyle, Allah’ın güzelliklerini ortaya çıkarmasını, hissettirmesini istediğini ifade eder. “Hüsn-i Leylâ” ise klasik tasavvuf edebiyatında Allah’ın güzellikleri ve sevgisi için kullanılan bir metafordur.

Bu beyitte, şair Allah’a olan aşkını ve O’nun güzelliklerine olan özlemini dile getirirken, aynı zamanda bu aşkı daha da derinleştirmek ve güzellikleri daha açık bir şekilde görmek arzusunu ifade ediyor.

10. “Kudret-i Zât-ı Hakk’ı yâdettir
Halka tenvîr-i i’tikâd ettir”

Bu beyitte şair, Allah’ın zatındaki kudreti hatırlatmak ve bu kudretin inançla birleşip aydınlatıcı bir şekilde halka ulaşmasını istemektedir.

“Kudret-i Zât-ı Hakk’ı yâdettir” ifadesiyle, şair Allah’ın zatındaki sonsuz güç ve kudreti anımsatmak istiyor. “Zât-ı Hakk” ifadesi, Allah’ın kendi varlığına özgü bir şekilde ifade edilen bir terimdir.

“Halka tenvîr-i i’tikâd ettir” ifadesiyle ise şair, bu kudretin inançla birleşip, topluluğu aydınlatmasını istiyor. “Tenvîr-i i’tikâd” ifadesi, inanç ışığı, inançla aydınlatma anlamına gelir. Şair, Allah’ın kudretini düşünenlerin inançları sayesinde aydınlanmalarını ve bu aydınlanmanın toplumun tüm bireylerini kapsamasını arzular.

Bu beyitte, şair Allah’ın gücünü ve inançla birleşip toplumu aydınlatma isteğini dile getiriyor. Tasavvufi bir bakış açısıyla Allah’a olan inancın, insanları aydınlatıcı bir güç haline gelmesi üzerinde duruluyor.

devamı için yorum yazın ilgi görmeyen yazıya uğraşmak istemedim açıkçası . bir tek bile yorum gelirse devam edeceğim bu eserin tahliline. 28 beyitten oluşuyor çok vakit aldığı için bırakmak zorunda kaldım. İlgi görürse devam edeceğim.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com