Şiir Tahlili, Baki, Bahariyye, Rûh-bahş Oldı Mesîhâ-sıfat Enfâs-ı Bahâr

Baki, 16. yüzyılın en büyük Osmanlı şairlerinden biridir. Bu kaside, baharın güzelliğini ve canlılığını anlatan 46 beyitten oluşur. Bu beyitlerin tamamını açıklayarak okuyacağız. Biraz uzun bir yazı olacak sabrederek okuyacağınızı tahmin ediyorum. Okumaktan bıkmadan bitirirseniz de yorumlarınızı esirgemeyin lütfen bu yazı için ne kadar emek harcadığımı bilemezsiniz.

Baki, 16. yüzyılda yaşamış ünlü bir Osmanlı divan şairidir. Asıl adı Mahmud Abdülbaki’dir. Babası Fatih Camii’nde müezzinlik yapmıştır. Baki, çocukluğunda serac çıraklığı yapmış, sonra medreseye girmiş ve iyi bir eğitim almıştır. Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde sarayın ilgisini kazanmış, kadılık ve kazaskerlik gibi görevlerde bulunmuştur. Şiirlerinde aşk, yaşamanın zevki ve doğa gibi konuları işlemiş, dil ve nazım tekniği bakımından kusursuz eserler vermiştir. Şairler sultanı olarak anılmıştır

Rûh-bahş oldı Mesîhâ-sıfat enfâs-ı bahâr
Açdılar dîdelerin hvâb-ı ‘ademden ezhâr

“Mesih sıfatındaki nefesler, baharın canlandırıcı esintileri oldu. Çiçekler, yokluk uykusundan açtı gözlerini.”

Bu beyitte Baki, baharın güzelliklerini ve canlılık veren etkilerini Mesih’in sıfatlarına benzeterek anlatıyor. Mesih sıfatı, İsa’nın iyilik, merhamet ve kurtuluş getiren özellikleriyle ilişkilendirilir. Şair, baharın geldiği zamanın bir tür yeniden doğuş, canlanma anı olarak tasvir edilmesiyle, doğanın uykusundan uyanışını, çiçeklerin açmasını ifade eder.

Taze cân buldı cihân irdi nebâtâta hayât
Ellerinde harekât eyleseler serv ü çenâr

“Cihan, taze can buldu, hayat bitkilerde boy verdi. Eğer isteseler, elleriyle serv ağaçları ve çınarları hareket ettirebilirler.”

Bu beyitte Bakî, baharın etkisiyle cihanın can bulduğunu ve bitkilerin hayat kazandığını ifade ediyor. Ardından, şair, doğanın güzelliklerini kontrol eden kişilerin ellerindeki güçle serv ve çınar gibi büyük ağaçları diledikleri gibi yönlendirebileceklerini hayal ediyor. Bu, doğanın canlanmasının ve güzelliklerin kontrol edilemez bir güçle ilişkilendirilmesiyle anlatılmış bir metafordur.

Döşedi yine çemen nat’-ı zümürrüdfâmın
Sîm-i hâm olmış iken ferş-i harîm-i gülzâr

“Yine döşedi çimen, zümrüt renkli döşeğini, Toprak, taze ham simsiyah iken, gül bahçesinin haremine yaraşır bir halde.”

Şair, çimenin zümrüt renkli bir döşeğe benzeyen güzellikte nasıl yeşerdiğini ifade ediyor. “Nat’-ı zümürrüdfâm” ifadesi, zümrüt rengindeki bir döşeğin serilmesini anlatıyor. Ardından, toprağın taze ham simsiyah halinden bahsedilirken, bu durumun gül bahçesinin haremine uygun bir güzellikte olduğunu ifade ediyor. Şair, doğanın canlanması ve güzellikleri ile mekansal bir benzetme yaparak tabiatı övgüyle anlatıyor.

Baki, baharın çimenleri zümrüt gibi yeşil bir halıyla döşediğini, gül bahçesinin gümüş gibi parlak bir yatak olduğunu söyler. Sabah esintisinin bahara getirdiği çeşitli çiçekleri de çimene serdiğini anlatır. Bu şiirde Baki, baharın güzelliğini ve canlılığını anlatmaya devam eder.

Yine ferrâş-ı sabâ sahn-ı ribât-ı çemene
Geldi bir kâfile kondurdı yüki cümle bahâr

“Yine sabah rüzgarının yatağına, çimen sahasının şeridinde, Geldi bir kafile, bütün yükü bahar olan bir konvoy.”

Şair, sabah rüzgarının çimen sahasının ortasında bir yatak olarak gördüğü yere yeni bir konvoyun geldiğini ifade ediyor. Bu kafile, tüm yükleriyle baharı simgeliyor. Metaforik bir dil kullanarak, doğanın güzelliklerinin, baharın yüküyle gelen çiçeklerin, ağaçların ve diğer bitkilerin çimen sahasında bir konvoy oluşturduğunu anlatıyor.

Leşker-i ebr çemen mülkine akın saldı
Turma yagmada yine niteki yagı Tâtâr

“Bulut ordusu çimen memleketine akın etti, Durma, yağmada yine Tatar gibi yağar.”

Baki, doğanın canlanması ve yeşermesi için gerekli olan yağmurdan bahsederken, yağmuru bir “bulut ordusu” olarak tasvir ediyor. Aynı zamanda yağmurun şiddetini ve bolluğunu ifade etmek için de Tatar gibi yağması benzetmesini kullanıyor. Tatar, Orta Asya’da yaşayan bir kavim olarak bilinir ve şair bu benzetmeyi yağmurun bolluğunu, sürekli ve coşkulu oluşunu ifade etmek için kullanıyor.

Farkına bir nice per takınur altun tellü
Hayl-i ezhâra meger zanbak olupdur serdâr

“Gör ki, birçok per, altın tellerle süslenmiş, Ezhâr yağmurunun tüyleri sanki kumandan olmuş.”

Şair, doğanın güzelliklerini anlatırken, çiçekleri ve bitkileri birçok per (perî: peri, güzellik) olarak tasvir ediyor. Bu perlerin tüylerinin altın tellerle süslendiğini ifade ediyor. Ardından, yağmur tanelerinin tüyleri gibi olduğunu ve sanki bu yağmur taneleriyle doğanın bir komutan haline geldiğini belirtiyor. Metaforlar aracılığıyla, doğanın güzelliklerini ve etkilerini anlamlandırarak övgüde bulunuyor.

Dikdi leşkergeh-i ezhâra sanavber tûgın
Haymeler kurdı yine sahn-ı çemende eşcâr

“Dikti, ezhârın ordu çadırını sanavber bayrağı, Yine çimen sahasında okçu kuşakları kurdular.”

Şair, doğanın canlanmasını ve güzelliklerini anlatırken, ezhârın (yağmur bulutlarının) ordusunu bir sancak, bayrak olarak tasvir ediyor. “Sanavber tûg” ifadesi, ezhârın sancağını veya bayrağını simgeler. Ardından, çimen sahasında okçu kuşaklarının kurulduğunu ifade ediyor. Bu ifadelerle, doğanın güzelliklerinin ordular halinde geldiğini, çimenlerin üzerinde kuşaklar oluşturduğunu ve bu güzelliklerin bir zaferi simgellediğini anlatıyor.

Döşedi mihr-i felek yolları dîbâlar ile
İtdi teşrîf çemen mülkini sultân-ı bahâr

Baki, gökyüzü oku veya yayını, felek okunu, dibâlar (yayın okları) ile yolları döşediğini ifade ediyor. Burada şair, gökyüzüne atıfta bulunarak, felekten gelen olumlu etkilerin yolları çimen memleketine serildiğini ima ediyor.

Ardından, “İtdi teşrîf çemen mülkünü sultân-ı bahâr” ifadesiyle, baharın sultanı olarak nitelenen Baki’nin, çimen memleketini şereflendirdiğini vurguluyor. Şair, baharı bir hükümdar gibi, güzellikleriyle çimen memleketine taçlandıran bir lider olarak tasvir ediyor. Bu ifadelerle Baki, doğanın güzelliklerini kontrol eden, baharı bir lider gibi şereflendiren bir figür olarak resmediliyor.

Subh-dem velvele-i nevbet-i şâhî mi degül
Savt-ı mürgân-ı hoş-elhân u sadâ-yı kûhsâr

“Subh-dem, şahın yeni tahtının davulu değil mi? Güzel dudaklı kuşların şen şakıması ve nehirlerin sesi.”

Bu beyitte şair, sabahın şafağına dair bir tablo çiziyor. “Subh-dem”, şafak vaktini ifade eder. “Velvele-i nevbet-i şâhî” ifadesi, şahın yeni tahtının ilanını çağrıştırır ve burada doğanın uyanışının bir şölen havasında olduğunu anlatır. Ardından, “Savt-ı mürgân-ı hoş-elhân u sadâ-yı kûhsâr” ifadesiyle, güzel dudaklı kuşların neşeli ötüşleri ve nehirlerin sesiyle sabahın güzelliklerini betimler. Şair, doğanın canlılığını, güzelliklerini ve harmonisini övgüyle dile getirir.

Çemen etfâlinüñ uyhuların uçurdı yine
Subh-dem gulgule-i fâhte gül-bâng-i hezâr

“Çimen etfalinin kuşlarını uçurdu yine, Şafak vaktinde kuşların neşesi ve bin gül dallarının gül kokusu.”

Şair, çimenlerin uyanışı ve canlanışını kuşların hareketiyle ifade ediyor. “Çemen etfali” ifadesi, çimenlerin uyanmasını ve bitkilerin gelişmesini temsil eder. Şafak vaktinde kuşların ötüşleriyle birlikte binlerce gül dalının açması, doğanın canlılığını ve güzelliklerini anlatır. Doğanın uyanışıyla birlikte, çiçeklerin ve kuşların neşesi ortaya çıkar, bu da doğanın güzellikleriyle uyum içinde bir manzara oluşturur.

Dâye-i ebr yine goncalaruñ şeb-nemden
Başına akçe dizer niteki etfâl-i sıgâr

“Yağmurun gerdanlığı, yine tomurcukları gece neminden, Başlarına akçe takar, tıpkı küçük çocuklar gibi.”

Şair, yağmurun etkisiyle doğanın yeşermesi ve tomurcukların oluşması tasvir ederken, yağmurun bunu gerçekleştirmesiyle çiçeklerin başına düşen damlaları “akçe” olarak nitelendiriyor. Bu ifadeyle, yağmur damlalarının çiçek tomurcuklarını süslediği ve onları adeta birer takı gibi süslediği anlatılıyor. Şair, çiçekleri küçük çocuklara benzeterek, doğanın canlılığını ve tazeliğini vurguluyor.

Mevsim-i rezm degüldür dem-i bezm irdi diyü
Sûsenüñ hançerini tutdı ser-â-pâ jengâr

“Bahar mevsimi, güllerin mevsimi değil, demlenmiş şarabın mevsimidir diyorlar. Zambak, başıboş bir kınife el sürdü, ayakları yerde dikenle dolu.”

Bu beyitte şair, geleneksel olarak bahar mevsiminin güzelliklerle ilişkilendirilmesine karşı çıkarak, baharın sadece çiçeklerin değil, aynı zamanda içilmiş şarabın da mevsimi olduğunu ifade ediyor. Ardından, zambak çiçeğini bir kınife benzetiyor ve bu çiçeğin başında dikenlerle dolu olduğunu belirtiyor. Şair, doğanın güzelliklerini ve tehlikelerini bir arada kullanarak, doğanın karmaşıklığını ve çelişkilerini vurguluyor.

Semenüñ sîne-i sîmînin açup bâd-ı seher
Çözdi gülşende gülüñ dügmelerin nâhun-ı hâr

Baki’nin bu beyitinde baharın güzelliklerini daha da detaylandırmaktadır. Şair, Semen’in (gül bahçesinin) göğsünü, sabah rüzgarının etkisiyle açılmış bir çiçek gibi tasvir eder. Sabahın tazeliğini ve canlılığını temsil eden bu rüzgar, Semen’in içindeki güzellikleri ortaya çıkarmıştır.

Aynı zamanda, gül bahçesindeki güllerin tomurcuklarının sabah rüzgarıyla açıldığı ve gerdanlıklarını süsleyen düğmelerin çözüldüğü anlatılmaktadır. Gülün düğmelerinin açılması, çiçeğin olgunlaşması ve güzelliğini sergilemesiyle ilişkilendirilir. Baki’nin bu anlatımı, baharın taptaze bir başlangıcını, çiçeklerin açılmasını ve güzelliklerin ortaya çıkmasını yansıtmaktadır.

Bu beyitteki ifadeler, Baki’nin lirik ve estetik bir dil kullanarak doğanın canlanışını, çiçeklerin açılışını, sabahın tazeliğini ve gül bahçesinin güzelliklerini anlatan bir tabloyu tasvir etmesini sağlar.

Pîrehen berg-i semen gûy-ı girîbân şeb-nem
Gülsitân oldı bu gün bir sanem-i lâle-’izâr

“Pirehen (gülistanın bahçıvanı) çimenin sırtında, gece nemli rüzgarın kucağında, Bu gün, güller diyarı, lâle örtüsüne benzer bir güzellik oldu.”

Bu beyitte şair, doğanın güzellikleriyle ilgili bir tablo çizer. Pirehen, çimen bahçesinin bakıcısı veya bahçıvanı olarak tasvir edilir. Gece nemli rüzgarın etkisiyle, çimenin üzerindeki bitkiler ve çiçekler canlanır. Şair, bu güzellikleri gülistan olarak tanımlar ve bu günü, lâle örtüsüne benzer bir güzellik olarak nitelendirir. Bu ifadelerle Baki, doğanın canlılığını, güzelliklerini ve baharı resmetmektedir.

Zîb ü fer virmek içün rûy-ı ‘arûs-ı çemene
Yâsemen şâne sabâ mâşıta âb âyinedâr

“Gelinin yüzüne güzellik ve ışıltı katmak için, çimen bahçesinin güzellikleri karşısında, Yasemin, rüzgarın sarhoşluğunda, suyun aynasında parlayan bir lamba gibi.”

Baki, baharın gelin gibi güzel ve süslü yüzünü yaseminlerin sabaha su veren aynalarıyla daha da güzelleştirdiğini söyler. Ayrıca, çiçeklerin üzerine düşen damlaların inci ve yakut gibi parladığını, çarhın içindeki cam şişelerdeki bal peteklerini andırdığını anlatır. Bu şiirde Baki, baharın güzelliğini ve canlılığını anlatmaya devam eder

Dür ü yâkût ile bir nahl-i murassa’ sandum
Ergavân üzre dökilmiş katerât-ı emtâr

“Dür ile yâkût içinde murassa (şekillendirilmiş) bir kese bal sandım, Erguvan üzerine dökülmüş renkli damlalar gibi.”

Baki, burada doğanın güzelliklerini ve zenginliğini anlatan bir tablo çizmektedir. Şair, gördüğü manzarayı değerli taşlarla dolu bir keseye benzeterek betimler. “Dür” ve “yâkût”, kırmızı ve sarı değerli taşlardır. “Nahl-i murassa'”, şekillendirilmiş bir kese bal anlamına gelir. Yani, şair gördüğü renkli ve zengin doğa manzarasını değerli taşlarla süslenmiş bir bal kesesi gibi algılamaktadır.

Ayrıca, “Erguvan üzre dökilmiş katreler-i emtâr” ifadesiyle de şair, erguvan rengindeki yağmur damlalarını tasvir eder. Bu ifadelerle Baki, renkli ve zengin doğanın güzelliklerini ve canlılığını anlatmaktadır.

Şîşe-i çarhda gör bunca murassa’ nahli
Nice ârâste kılmış yine sun’-ı Cebbâr

“Çarh (küp) içindeki şişede gör bu kadar şekillendirilmiş balları, Cebbâr’ın sanatı, ne kadar güzel ve ahenkli yapmış.”

Baki, burada çarh içindeki balları süslenmiş şişede görmesi üzerinden doğanın güzelliklerini anlatırken, aynı zamanda bu güzellikleri yaratan kudreti de övmektedir. Şiirde geçen “Çarh” kelimesi, içine balların konulduğu bir kap veya kaptır. “Murassa’ nahil” ifadesiyle de balların şekillendirilmiş olduğunu belirtir.

“Sun’-ı Cebbâr” ifadesi, Cebbâr’ın (her şeyi kuvvet ve kudretiyle kuşatan Allah’ın) sanatını ifade eder. Şair, Cebbâr’ın yarattığı bu güzellikleri ve düzeni övgüyle ifade eder. Şiirdeki anlatım, doğanın ve yaratıcılığın güzelliklerini öne çıkararak bir estetik tasvir sunmaktadır.

Berg-i ezhârı hevâ şöyle çıkardı felege
Pür-kevâkib görinür günbed-i çarh-ı devvâr

“Ezhârın dağını rüzgar böyle sergiledi dünyaya, Tamamen yıldızlarla dolu bir kubbe görünür, duvarın çarhının kubbesi.”

Baki, burada doğanın etkisiyle ezhârın (ormanların) dağlarının manzarasını anlatıyor. Şair, rüzgarın etkisiyle ağaçların dallarının serpildiği manzarayı, tamamen yıldızlarla dolu bir gökyüzüne benzetiyor. “Günbed-i çarh-ı devvâr” ifadesi ise çarhın (küp) duvarının kubbesini temsil ediyor ve bu kubbedeki yıldızları betimliyor.

Bu beyitte doğanın güzellikleri, rüzgarın etkisiyle dağların ezhârının serpilmesi ve gökyüzünün yıldızlarla dolması aracılığıyla anlatılmaktadır. Şair, doğanın etkisiyle oluşan manzarayı estetik bir dil ve benzetmelerle resmederek okuyucuya sunmaktadır.

Dem-i ‘Îsâ dirilür bûy-ı bahûr-ı Meryem
Açdı zanbak Yed-i Beyzâyı kef-i Mûsâvâr

İsa’nın gözyaşı, Meryem’in bahar gülünü diriltir,Musa’nın elindeki asâ, Beyza’nın elbisesini açar.”

Bu beyitte şair, dini ve sembolik bir dil kullanarak İsa’nın gözyaşının, Meryem’in bahar gülünü nasıl dirilttiğini ifade eder. “Dem-i ‘Îsâ” ifadesi, İsa’nın gözyaşı anlamına gelir.

Ardından, “Açdı zanbak Yed-i Beyzâyı kef-i Mûsâvâr” ifadesiyle de, zanbak (lale) çiçeğinin açılması, Beyza’nın elbisesinin Mûsâ’nın asâsının açtığı gibi bir benzetmeyle anlatılmaktadır. Beyza, temizlik ve parlaklık anlamına gelir. Mûsâ’nın asâsının Mûsâ’nın elbisesini açtığına dair Kuran’da anlatılan bir hikaye vardır.

Bu beyit, şairin dini sembollerle doğanın canlanışını anlatan bir tasviri içermektedir. İslam kültüründen alınan semboller aracılığıyla doğanın ve baharın dirilişini ifade eder.

Zanbakuñ goncasıdur bâga gümiş bâzû-bend
Za’ferân ile yazılmış aña hatt-ı tûmâr

“Zanbak gülünün tomurcuğu, bahçeye gelmiş kollarını bükerek, Saf saf safranla yazılmış, sırtında türlü desenler olan bir tümar çizgisi.”

Bu beyitte, şair doğanın güzelliklerini tasvir ederken zanbak gülünün tomurcuğunu öne çıkarıyor. “Bâzû-bend” ifadesi, kollarını bükerek veya eğerek anlamına gelir; bu da gülün tomurcuğunun bahçeye gelmiş olduğunu ifade eder. “Za’ferân ile yazılmış aña hatt-ı tûmâr” ifadesi ise, safranla yazılmış ve sırtında çeşitli desenlere sahip bir tümar çizgisi olduğunu anlatır.

Baki’nin bu tasviri, doğanın renkleri, çeşitliliği ve güzellikleriyle birlikte zanbak gülünün özel bir çekiciliğini vurgular. Gül tomurcuğunun bahçeye gelmesi, baharın ve canlılığın simgesi olarak kullanılır. Ayrıca, safran ve desenli bir tümar çizgisi gibi detaylar, gülün güzelliğini ve özgünlüğünü vurgular.

Câm-ı zerrîni tolu bâde-i gül-reng itmiş
Gül-i ra’nâ seherî kılmag içün def’-i humâr

“Zerrin rengindeki kadehi, gül renkli şarapla doldurmuş, Ra’nâ gülü, sabahleyin sarhoş etmek için gururunu kırarak dökülmüş.”

Baki, bu beyitte içilen içkinin rengini, gül renkli şarapla doldurulmuş bir kadehle tasvir eder. “Câm-ı zerrîn” ifadesi, zerrin rengindeki kadehi temsil eder. Ardından, “Gül-i ra’nâ seherî kılmag içün def’-i humâr” ifadesiyle de Ra’nâ gülünün sabahleyin sarhoş etmek amacıyla gururunu kırarak döküldüğü anlatılmaktadır.

Bu beyit, içki içmenin ve sarhoşluğun renkli bir tablo ile resmedilmesi üzerinden, şairin lirik bir anlatımı içerir. Şair, içki ve sarhoşluk temasını doğanın güzellikleriyle birleştirerek duygusal bir ifade ortaya koymaktadır.

Dehen-i gonca-i ter dürlü letâ’if söyler
Gülüp açılsa ‘aceb mi gül-i rengîn-ruhsâr

“Ter damlalarının gül tomurcuğuna çeşitli latifeler anlattığı, Eğer gülümsese, acaba renkli yüzlü gül mü olurdu?”

Baki, bu beyitte doğanın güzelliklerini ve inceliklerini ifade ederken, özellikle ter damlalarının gül tomurcuğu ile ilişkisini dile getirir. Ter damlalarının, gül tomurcuğuna çeşitli latifeler ve güzellikler anlattığı bir tasavvur ortaya koyar.

“Gülüp açılsa ‘aceb mi gül-i rengîn-ruhsâr” ifadesiyle de, eğer gül tomurcuğu güler ve açılırsa, acaba renkli yüzlü güzel bir gül mü olurdu, sorusu sorulmuştur. Şair, doğanın güzelliklerini insan hissiyatı ve estetik duyarlılık üzerinden anlatarak lirik bir tablo oluşturur.

Güher-i fursatı aldurma sakın devr-i felek
Sîm ü zerle gözüñi boyamasun nergisvâr

Câm-ı mey katreleri sübha-i mercân olsun
Gelüñüz zerk u riyâdan idelüm istigfâr

Lâle sahrâyı bu gün kân-ı Bedahşân itdi
Jâle gülzâra nisâr eyledi dürr-i şehvâr

Dâmenin dürr ü cevâhirle pür itdi gül-i ter
Ki ide hâk-i der-i Hazret-i Paşaya nisâr

Sâhib-i tîg u kalem mâlik-i câm u hâtem
Âsâf-ı Cem-’azamet dâver-i Cemşîd-vekâr

Âsmân-pâye hümâ-sâye ‘Alî Paşa kim
İremez tâk-i celâline kemend-i efkâr

Şâh-ı gül neşv ü nemâ bulsa nem-i lutfından
Ola her gonca-i ter bülbül-i şîrîn-güftâr

Âb u gil müşg ü gül-âb ola çemen sahnında
Bûy-ı hulkıyla güzâr itse nesîm-i eshâr

Tab’-ı vekkâdın eger âteş-i rahşân görse
Kızara ahker-i sûzân nitekim dâne-i nâr

Güneşi keff-i zer-efşânına beñzer dir idüm
Almasa mâha ‘atâ eyledügin âhir-ı kâr

Şöyledür keff-i güher-pâşı yemîn itmek olur
Ki ‘atâsından irer bahre gınâ kâne yesâr

Manzar-ı kasr-ı sa’âdetden anuñ re’yi gibi
Rûy göstermedi bir şâhid-i hurrem-dîdâr

Bâg-ı cûdında nihâl-i kereminden derilür
Lutf-ı bî-minnetinün mîvelerinden her-bâr

Manzar-ı himmetinüñ küngüre-i rif’atine
İremez sarsar-ı tûfan-ı fenâ birle gubâr

İşigi taşı imiş yüz sürecek hayf diyü
Taşdan taşa döger başını şimdi enhâr

Serverâ cânı mı var devletüñ eyyâmında
Sünbülüñ turrasına el uzada şâh-ı çenâr

Eylemez kimse bu gün kimse elinden nâle
Bezm-i ‘işretde meger mutrib elinden evtâr

Şer’a uymaz n’idelüm nâle vü zâr eyler ise
Gerçi kânûna uyar zemzeme-i mûsîkâr

Geşt iderken çemen-i medh ü senâñı hâtır
Lâyih oldı dile nâ-gâh bu şi’r-i hemvâr

Gül gibi gülşene kılsañ n’ola ‘arz-ı dîdâr
Hayli dökildi saçıldı yoluña fasl-ı bahâr

Reşk-i dendânuñ ile hançere düşdi jâle
Berg-i sûsende gören itdi sanur anı karâr

Geçemez çenber-i gîsûy-ı girih-gîrüñden
Gerçi kim za’f ile bir kılca kalupdur dil-i zâr

Turralar milket-i Çîn nâfe-i müşgîn ol hâl
Gözüñ âhû-yı Huten gamzelerüñdür Tâtâr

Dil-i mecrûha şifâ-bahş ruh u la’lüñdür
Gül-be-şekkerle bulur kuvveti tab’-ı bîmâr

Degme bir gevheri kirpügine salındurmaz
Göreli la’1-i revân-bahşuñı çeşm-i hûn-bâr

Koma Bâkî kuluñı cür’a-sıfat ayakda
Dest-gîr ol aña ey dâver-i ‘âlî-mikdâr

Bâg-ı medhüñde olur cümleye gâlib tenhâ
Bahs içün gelse eger bülbül-i hoş-nagme hezâr

Puhtedür gayrılar eş’ârı velî puhte piyaz
Hâm ‘anberdür eger hâm ise de bu eş’âr

Hâm var ise eger micmere-i nazmumda
Dâmen-i lutfuñ anı setr ider ey fahr-i kibâr

Bahr-i eş’âr yiter urdı sütûr emvâcın
Demidür k’ide du’â dürlerini zîb-i kenâr

Lâlelerle bezene niteki dest ü sahrâ
Nitekim güller ile zeyn ola dest ü destâr

Nitekim lâlelere şeb-nem olup üftâde
Gülle-re bülbül-i şeydâ geçine ‘âşık-ı zâr

Gül gibi hurrem ü handân ola rûy-ı bahtuñ

Baki

Sonuç:

Bu konuşmada, ünlü Türk şairi Baki’nin “Bahariyye” adlı kasidesinden alınan bazı beyitler üzerinden derinlemesine bir şerh gerçekleştirdik. Baki, doğanın güzelliklerini ve canlılığını anlatan kasideyi kaleme almış, baharı bir gelin gibi tasvir etmiştir. Şair, çiçeklerin uyanışını, kuşların ötüşünü, rüzgarın etkisiyle tomurcukların açılmasını, yağmurun bereketini ve baharın taptaze bir güzellikle canlanışını lirik bir dille betimlemiştir.

Baki’nin beyitlerinde, çiçeklerin, kuşların ve rüzgarın doğanın güzelliklerini nasıl yansıttığına dair ayrıntılı açıklamalarda bulunduk. Aynı zamanda, kasidede geçen sembolik ifadeler ve şairin dini sembollerle doğayı birleştirerek anlamlandırması üzerine odaklandık. Şair, baharın canlılığını, rengarenk çiçeklerin ve bahçenin güzelliklerini sahneye koymak suretiyle okuyucuya estetik bir tablo sunmaktadır.

Her beyitte, doğanın farklı öğelerinin nasıl birleştiğini ve şairin nasıl bir tablo oluşturduğunu detaylı bir şekilde inceledik. Şiirin genelinde, doğa ve güzellik temasının yanı sıra, dini sembollerin de kullanılması, Baki’nin eserlerinin derinliğini ve çok katmanlı yapısını ortaya koydu. Baharın taptaze güzellikleri, çiçeklerin, kuşların ve yağmurun etkisiyle şairin betimlemelerinde can buluyor, doğanın dirilişi şairin lirik anlatımında yankı buluyor

Kısa bir not:

Sevgili bendelimiyim.com okuru Kasidenin tamamını tahlil etmeye gücüm ve motivasyonum kalmadı. Yorum yapıp istek atarsanız kalanını yapacağım.Gerçekten yorucu bir tahlildi. Uzun olduğu için bitiremedim. Vaktim kalmadı. Yazı ilgi görürse devam edeceğim. İlgi görmeyen yazıya emek harcayasım gelmedi motivasyonum yorgunlukla kırıldı. Yorum yapıp devamını isteyen bir kişi bile olsa devam edeceğim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com