Osman Nevres Sînemde ger müessir bir dûd-ı âh olaydı gazel tahlili

Bu yazıda Osman Nevres‘e ait olan “Sinemde ger müessir bir dud-ı ah olaydı” mısrası ile başlayan yani Olaydı redifli gazelini tahlil etmeye çalışacağız. Tahlilden önce sizlerle gazelin orjinalini ve günümüz Türkçesine çevirisini paylaşmak istiyorum.

Sînemde ger müessir bir dûd-ı âh olaydı
Ruhsârını yakardım ger gökde mâh olaydı

Evvel senin elinden şekvâya ben giderdim
Âlemde âşıkâna bir dâd-hâh olaydı

Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş
Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı

Olmazdı kalb-i mahzûn tâ böyle zâr u mecnûn
Çeşmin kılaydı efsûn zülfün penâh olaydı

El çekdim ey vefâsız vaslın temettu‘undan
Rûyına bârî bende tâb-ı nigâh olaydı

Kasd eylemek rakîbe kûyunda pek günehmiş
Ben hasmım öldüreydim koy bir günah olaydı

Hattın Habeş kuluyla alsaydı Fas diyârın
Zülfün sevâd-ı Çîn’e tek pâdişâh olaydı

Ömrüm içinde senden ger bir vefâ göreydim
Râzı idim gâmınla ömrüm tebâh olaydı

Güçmüş murâda ermek Nevres vefâ yolundan
Ey kâş kûy-i yâre bir başka râh olaydı

Osman Nevres

Günümüz Türkçesiyle:

Eğer göğsümde etkili bir âh dumanı olsaydı,
Yakardım yanağını âhımla gökte ay bile olsaydı.

Senin elinden şikayet etmeye ilk ben giderdim,
Dünyada aşıklar için bir adalet mercii olsaydı.

Zülfünü görenlerin hep bahtı siyah olurmuş.
Yeter ki zülfünü göreydim de bahtım siyah olsaydı.

Mahzun kalbim böyle ağlayıp deliye dönmezdi,
Gözün onu büyülese, saçın ona sığınak olsaydı.

El çektim ey vefasız sana kavuşmanın yararlarından,
Bari yüzüne bakmaya bende mecal olsaydı.

Sokağında rakibin canına kastetmek pek günahmış,
Ben düşmanımı öldürseydim de, bırak bir günah olsaydı.

Ayva tüylerin (Habeşli siyahilere benzeyen köleleriyle) Fas diyarını alsaydı.
Siyah saçların Çin şehirlerine tek padişah olsaydı.

Ömrüm içinden senden eğer bir vefa görseydim,
Razı idim gamınla ömrüm harap olsaydı.

Murada ermek güçmüş vefa yolundan ey Nevres.
Âh keşke yarin sokağına gidebilmek için başka bir yol olsaydı.

Gazeli Osmanlıca okumak ister misiniz?

Osmanlıca

Olaydı Redifli Gazelin Şerhi

Sînemde ger müessir bir dûd-ı âh olaydı
Ruhsârını yakardım ger gökde mâh olaydı

Beyitte şair gönlünün; yârin hasretinden, cevr ü cefâlarından ve gamzeli bakışının
oklarından dolayı yorulduğunu ve âh bile etmeye mecalinin kalmadığını anlatıyor. Eğer kendinde güç bulabilse derdinin büyüklüğünden gönlünü yakan ateşin hararetinden dolayı büyük bir ah çekeceğini ve bu ahın göklere kadar yükseleceğini belirtir. Bu ateşin sevgilinin ay yüzüne ve yanağına kadar erişip onu yakacağını söyler.

Evvel senin elinden şekvâya ben giderdim
Âlemde âşıkâna bir dâd-hâh olaydı

Şâir, bu beyitte de, yine gelin olacak kızın ağlaması gibi, feryada devam
etmektedir. İlk beyitte bulunan ve daha sonraki beyitlerde de devam edecek olan,
sevgiliye kavuşabilme arzusunu dile getirmeyi sürdürmektedir.

Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş
Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olayd

Şâir bu beyitte de sevgiliye kavuşma arzusu içerisinde: “Senin zülfünü gören herkesin bahtı kararıyor, işleri ters gidiyor ve bu kişiler uğursuzluğa uğruyor, talih bir türlü yüzlerine gülmüyor şeklinde halk arasında yaygın olan bir inanç var. Fakat, bana göre bu durum bir bahtsızlık değil, tam aksine uğur ve talihliliktir. Çünkü, senin zülfünü görmek, senin yakınında olmayı gerektiren bir durumdur. Benim bıkıp usanmaksızın, mütemâdiyen istediğim şeyin ta kendisi, bizzat sana yakın olma halidir. Bu nedenle, keşke senin zülfünü görecek kadar yakınında olabilsem de, bahtım kararsa, uğursuzluk peşimi hiç bırakmasa, talihsiz olsam ve işlerim hep ters gitse hiç gam değil” demektedir.

Olmazdı kalb-i mahzûn tâ böyle zâr u mecnûn
Çeşmin kılaydı efsûn zülfün penâh olaydı

Gözün sihir etkisi yapan / büyüleyici özelliği vardır ve âşığı büyülemekte üstüne yoktur. Bir süzgün bakış, âşığı sihirleyerek, kendinden geçirir. Aynı zamanda göz, gönül ülkelerini fetheden ve öldürücü özelliklere sahip olan bir uzuvdur. Göz, görme vasfı bulunmasına rağmen, seveni görmezden gelir. Ayrıca gözün bakış tarzı da çok farklı anlamlara gelmektedir

Vuslat arzusunu devam ettiren şâir, şöyle seslenmektedir sevgiliye: Ey sevgili, eğer gözlerinin bakışları beni yakalasa ve ben bu bakışlardan büyülenerek, saçlarına sığınsaydım, saçların gönlüme sığınak olsaydı, o vakit sürekli hüzünlerle çarpan bu kalbim böyle inlemez ve mecnun (divâne) haline gelmezdi. Senden yine sana sığınırdım. Çünkü, kalbi hüzünlerle dolu olan benim, senden gelen ve gelecek olan sıkıntılara karşı sığınacağım bir başka kimse ve yer yoktur.

Gözün büyüleyebilmesi için, bakanın ve bakılanın bir arada olması gerekmektedir. Sevgiliyle bir arada olmaksa, sevenin biricik arzusudur. Bu beyitteki; kalb-i mahzun, zâr ve mecnun ile çeşm ve efsun kelimeleri arasında tenâsüp vardır. Zülüf, çoğunlukla öldürücü vasfıyla kullanılmasına rağmen, burada tam aksine sığınak, emin olunan güvenli yer anlamıyla kullanılmıştır. Mecnun kelimesiyle telmih sanatı yapılmıştır. Aynı zamanda bu kelime, hem Mecnun (Kays), hem de divâne anlamlarını verecek şekilde tevriyeli kullanılmıştır. Gözün büyülemesi ile zülfün sığınak olması arasında, görünürde bir tezat bulunmaktadır

El çekdim ey vefâsız vaslın temettu‘undan
Rûyına bârî bende tâb-ı nigâh olaydı

Şâir vuslat arzusuyla yanıp yakılmasından, hicran halindeki sıkıntı ve elemlerden o kadar yorgun düşmüştür ki, mum gibi eriyip bitmiştir. Bu nedenle sevgiliye hitaben; Ey vefasız sevgili! Senden ayrı olmanın vermiş olduğu dert beni bitirdi, güçsüz ve mecalsiz bıraktı. Bu nedenle, sana kavuşmaktan dolayı meydana gelecek fayda ve hazlardan ümidimi kestim. Hiç olmazsa, o ay gibi parlak, nur saçan
ve tüm güzellikleri üzerinde taşıyan yüzüne bakmaya mecalim olsaydı, demektedir.

Kasd eylemek rakîbe kûyunda pek günehmiş
Ben hasmım öldüreydim koy bir günah olaydı

Bu beyitte sevgili için fedakarlık ve suçların en büyüklerinden olan cinayet günahına teşebbüs vardır. Âşık sevgili için her şeye razıdır. Rakibi öldürmesinin sonucu olarak, ceza çekecek ve bu arada sevgiliden uzak kalacaktır. Hiç olmazsa, sevgiliye yakın olmaktan da rakibi uzak tutacak, aşk yolundaki bir engeli daha bertaraf edecektir. İslâm’a göre cana kastetmek, bir kişiyi öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibi addolunan büyük suçlardandır. Şâir; büyük günah işlemeyi göze
alacak kadar ma‘şuka sevgi beslemekte ve onu kıskanmaktadır. Kasıtlı olarak adam öldürmek, İslam hukukunda olduğu gibi, medeni hukukta da ağır cezayı gerektiren suçlardandır.

Hattın Habeş kuluyla alsaydı Fas diyârın
Zülfün sevâd-ı Çîn’e tek pâdişâh olaydı

Senin yüzünde beliren ayva tüylerin, (siyahlığından dolayı) Fas diyarına kadar, (başa fes giyildiği göz önüne alındığında) fesin kapattığı yere değin ulaşmakta ve Çin’de Hıta ve Hoten ülkesinde çıkarılan misk ve anber kadar güzel kokan saçların, çenenin ortasındaki kıvrıma (çene çukuruna) kadar inmektedir. Burada şâir, sanki bir dünya haritası gibi sevgilinin yüzünü incelemekte ve yorumlamaktadır. Yüzün üst kısmı (Fas diyarı) fesin kapattığı yere kadar, yeni çıkmaya başlayan ayva tüyleriyle kaplı ve yanakların yanından sarkan güzel kokulu zülüflerin büklümleri çene çukuruna kadar ulaşmaktadır.

Ömrüm içinde senden ger bir vefâ göreydim
Râzı idim gâmınla ömrüm tebâh olaydı

Seni sevdiğimden bu yana, (ki bunun da bir başlangıcı yoktur. Âşık, sevdiğini kendini bildi bileli sever.) eğer aşkıma bir kez dahi vefâ göstermiş olsan ve rakibe yüz vermeseydin, ömrünün geri kalan kısmının, senden ayrı kalmanın verdiği acı ve kederlerle geçmesine ve ölüm gelip beni buluncaya kadar ıstırabın her türlüsüne razıydım. Şâir böyle söylemesine rağmen, istediği şey olmayacak bir durumdur. Çünkü, ma‘şukluk vasfında vefânın yeri yoktur. Ona yakışan cefâlı olmak ve bu sıfatla yaşamak hâlidir. “Can çıkmadan huy çıkmaz” tabiriyle, o cefâlı olmayı sürdürecek ve
vefâyı sadece âşığa bırakacaktır.

Güçmüş murâda ermek Nevres vefâ yolundan
Ey kâş kûy-i yâre bir başka râh olaydı

Vefâ, âşığın aslî vasfı olmasına rağmen, kolay katlanılacak bir dert değildir. Âşık bir kez gönlünü rehin bırakmıştır sevgiliye, ömrü boyunca ona bağlı kalacağına dâir söz vermiştir. Ölmek var, dönmek yoktur bir daha bu sözden. Sevgili ne kadar cefâ ederse etsin, verdiği ahitten dönmeyecektir âşık. Bununla birlikte, aşkta vefâ yoluyla murat durağına ulaşmak için çok engelli ve engebeli bir yolculuk gerekir. Nevres, bu durumu kendi kendine itiraf ederek: “Keşke sevgilinin mahalline varmaya, gönlüne girmeye vefâlı olma yolundan başka bir yol bulunsaydı” diyerek; aşk’ın, daha doğrusu sevgilinin cefâsının ne denli fazla olduğunu ve kendisinin çektiği acı ve ıstırabın büyüklüğünü bize îmâ ediyor. Zaten başka bir yol olmadığını bildiği için, bu cefayı çekmeye de devam edecektir.

Gazeli aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz.

,Bu yazıda Osman Nevres’in Olaydı redifli gazelini tahlil ettik Başka tahlillerde görüşmek dileğiyle.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com