Nef’i nin Sözüm Redifli Kasidesinin Tahlili (Der Naat-i Seyyid-i Kâinat)

Bu yazıda ben deli miyim okurları için tahlil edeceğimiz şiir, 17. yüzyılın ünlü şairi Nef’i tarafından yazılmış bir kaside‘dir. Şiirin konusu, şairin kendi şiir sanatını övmesi ve Peygamber Efendimiz’e övgüler sunmasıdır. Şiirde şair, şiirinin gizli sırları tutan bir tespih olduğunu, zamanın göremediği bir cevher olduğunu, kıskançların nazarından korunduğunu, düşüncelerinin Rüstem gibi kahraman olduğunu ve Peygamber Efendimiz’in medhini yapmanın onurunu anlatır. Şiirde çok sayıda edebi sanat, zengin söz varlığı ve ustaca kafiye kullanımı vardır. Şiirin adı “Sözüm Kasidesi veya “Der Naat-i Seyyid-i Kâinat Fahriye” olarak bilinir

1.Ukde-i ser-rişte-i râz-ı nihânîdir sözüm
Silk-i tesbîh-i dür-i seb’a’l-mesânîdir sözüm

Benim şiirim gizli sırları tutan ipin ucundaki düğüm gibidir. Benim şiirim Fatiha suresinin incilerinin dizildiği tespihin ipi gibidir.

Bu beyitte şair, kendi şiirini bir tespihe benzetir. Tespihin imamesi, gizli sırları tutan bir düğüm olduğu için, şairin sözü de gizli sırların ucudur. Tespihin ipi ise Fatiha suresinin incilerinin dizildiği bir iplik olduğu için, şairin sözü de Fatiha suresinin güzelliğini yansıtır. Şair böylece şiirinin hem sır dolu hem de kutsal olduğunu ifade eder. Nasıl ki fatiha Kur’anın başlangıcı tespih yani yaratıcıyı zikretme ipinin ilki gibiyse Nef’i de şiir sanatının ilkidir. Şair burada kendisini söz sanatının başlangıcı olarak görmüştür. Beyitteki kelimelerin anlamları şöyledir:

Ukde: Düğüm, bağ
Ser-rişte: İpin ucundaki düğüm
Râz: Sır
Nihânî: Gizli
Sözüm: Benim şiirim
Silk: İplik
Tesbîh: Allah’ı zikretmek için kullanılan boncuk dizisi
Dür: İnci
Seb’a’l-mesânî: Fatiha suresi (yedi tekrarlanan ayet anlamında)

Bir güherdir kim nazîrin görmemişdir rûzgâr
Rûzgârâ âlem-i gayb armağanıdır sözüm

Bu beyitte şair, kendi şiirini bir cevhere benzetir. Cevher, zamanın göremediği kadar değerli ve nadir olduğu için, şairin sözü de zamana sırlar âleminden bir armağandır. Şair böylece şiirinin hem eşsiz hem de gizemli olduğunu ifade eder.

Benim şiirim çok değerli ve nadir bir cevher gibidir. Zaman onun benzerini görmemiştir. Benim şiirim zamana sırlar âleminden bir hediye gibidir.

Bu beyitteki edebi sanat teşbih (benzetmedir). Şair, kendi şiirini bir cevhere benzeterek onun değerini ve nadirliğini vurgular. Teşbihin unsurları şöyledir:

  • Benzetilen: Şairin şiiri
  • Benzetme yönü: Değer ve nadirlik
  • Benzetilen: Cevher
  • Benzetme edatı: Kim

Rûzgâr ihsânımı bilmiş yâ bilmemiş
Âleme feyz-i hayât-ı câvidânîdir sözüm

Zaman benim iyiliğimi bilsin ya da bilmesin. Benim şiirim aleme ebedi hayatın bereketi gibidir.

Bu beyitte şair, kendi şiirinin zamanın takdirini kazanıp kazanmadığına aldırmadığını söyler. Şairin şiiri aleme ebedi hayatın bereketi gibidir. Yani şairin şiiri hem güzel hem de hayırlıdır. Şairin şiiri insanlara ilham verir, onları aydınlatır ve yaşama sevinci verir. Şair böylece şiirinin hem yüce hem de faydalı olduğunu ifade eder.

Bu beyitteki söz sanatları şunlardır:

Teşbih: Şairin şiirini ebedi hayatın bereketine benzetmesi bir teşbih örneğidir. Benzetme yönü güzellik ve hayırlılıktır.
Kinaye: Şairin zamanın iyiliğini bilsin ya da bilmesin demesi bir kinaye örneğidir. Şair aslında zamanın kendisini takdir etmediğini ima eder.
Mecaz-ı mürsel: Şairin rüzgâr kelimesini zaman anlamında kullanması bir mecaz-ı mürsel örneğidir. Rüzgâr zamanın geçişini simgeler.

Ehl olan kadrin bilir ben cevherim medh eylemem
Âlemin sermâye-i deryâ vü kânıdır sözüm

Benim şiirim çok değerli bir cevherdir. Ehil olanlar bunu bilir. Ben kendimi övmem. Benim şiirim deniz ve maden ocaklarının kaynağıdır.

Bu beyitte şair, kendi şiirinin çok değerli ve nadir bir cevher olduğunu söyler. Şairin şiiri deniz ve maden ocaklarının kaynağı olduğu için, şairin şiiri alemin zenginliği ve güzelliğidir. Şair kendini övmekten kaçınır ve ehil olanların kıymetini bileceğini belirtir. Şair böylece şiirinin hem mütevazı hem de muhteşem olduğunu ifade eder.

Teşbih: Şairin şiirini bir cevhere benzetmesi bir teşbih örneğidir. Benzetme yönü değer ve nadirliktir.

İstiare: Şairin şiirini deniz ve maden ocaklarının kaynağına benzetmesi bir istiare örneğidir. Benzetme yönü zenginlik ve güzelliktir.

Tevazu: Şairin kendini övmemekten bahsetmesi bir tevazu örneğidir. Şair aslında kendine güvendiğini ve övgüye ihtiyaç duymadığını gösterir.

Bî-araz bir cevher-i sâfîdir ammâ muttasıl
Ehl-i tab’ın zîver-i tîg u sinânıdır sözüm

Benim şiirim kendiliğinden saf bir cevherdir ama her zaman hazırdır. Benim şiirim şairlerin kılıç ve mızrağının süsüdür.

Bu beyitte şair, kendi şiirinin kendiliğinden saf ve temiz bir cevher olduğunu söyler. Şairin şiiri her zaman hazır olduğu için, şairin şiiri şairlerin kılıç ve mızrağıyla yaptıkları mücadelede onlara güç ve güzellik verir. Şair böylece şiirinin hem doğal hem de etkili olduğunu ifade eder.

Bu beyitteki söz sanatları şunlardır:

Teşbih: Şairin şiirini bir cevhere benzetmesi bir teşbih örneğidir. Benzetme yönü saflik ve temizliktir.
İstiare: Şairin şiirini şairlerin kılıç ve mızrağına benzetmesi bir istiare örneğidir. Benzetme yönü güç ve güzelliktir.
Mecaz-ı mürsel: Şairin tab kelimesini şair anlamında kullanması bir mecaz-ı mürsel örneğidir. Tab kelimesi aslında doğa anlamına gelir.

Ya’nî kim endîşe-sencân-ı cihânın dâ’imâ
Hem sarîr-i kilki hem vird-i zebânıdır sözüm

Benim şiirim daima cihanın düşüncelerini tartarak söyler. Benim şiirim hem kalemlerinin cızırtısı hem de tekrarladıkları dildir.

Bu beyitte şair, kendi şiirinin daima cihanın düşüncelerini eleştiren ve yorumlayan bir şiir olduğunu söyler. Şairin şiiri hem kalemlerinin sesiyle etkileyici hem de tekrarladıkları dil ile akılda kalıcıdır. Şair böylece şiirinin hem akıllı hem de güçlü olduğunu ifade eder.

Bu beyitteki söz sanatları şunlardır:

Teşbih: Şairin şiirini kalemlerinin cızırtısına benzetmesi bir teşbih örneğidir. Benzetme yönü etkileyicilik ve güçtür.
Mecaz-ı mürsel: Şairin cihan kelimesini insanlar anlamında kullanması bir mecaz-ı mürsel örneğidir. Cihan kelimesi aslında dünya anlamına gelir.
Mecaz-ı mürsel: Şairin vird kelimesini tekrarlanan dil anlamında kullanması bir mecaz-ı mürsel örneğidir. Vird kelimesi aslında zikir anlamına gelir.

Bir benim gibi cigerdâr ehl-i tab’ olmaz dahi
Cevher-i tîg-ı kazâ-yı nâgehânîdir sözüm

“Benim gibi kalp sahibi olanlar, tabiatın eşsiz mücevheri olan nadide bir kader timsali olan sözü anlamazlar.”

Bu beyitte Nef’i, kendisinin kalp sahibi (cigerdâr) biri olduğunu ve bu yüzden tabiatın derin sırlarını anlayabildiğini ifade ediyor. Ancak, diğer insanların bu sırları anlamalarının mümkün olmadığını, çünkü söz konusu sırların nadir bir kaderin işareti olduğunu belirtiyor.

Gamze-i dilber nola reşk eylese endîşeme
Hırz-ı bâzû-yı dil-i sâhib-kırânîdir sözüm

“Dilber’in göz kırpışı ne yola getirir bilemiyorum, ama benim sözüm, sahibinin yaralı kalbinin sığınağıdır.”

Bu beyitte Nef’i, dilberin (sevgili kadının) göz kırpışının anlamını bilmediğini ancak kendisinin sözlerinin, sahibinin yaralı kalbi için bir sığınak olduğunu ifade ediyor. Burada, dilberin gizemli hareketlerine karşı duyduğu şaşkınlık ve endişe ile birlikte, şairin sözlerinin sahibinin kalbi üzerindeki gücüne de değiniyor.

Ol kadar dil-dûzdur gûyâ ki bir şûh âfetin
Nâvek-i müşgîn-kemân-ı ebruvânıdır sözüm

“O kadar dil-düzgün değil gibi görünüyor ki, sanki bir şahin afeti gibi sevimli bir kaşın keman yayıdır benim sözüm.”

Burada Nef’i, konuştuğu kişinin dilinin pek düzgün olmadığını, ancak yine de bir şahin afeti gibi güzel bir kaşın keman yayına benzediğini ifade ediyor. Şairin bu benzetmesi, kişinin belki de dış görünüşünden farklı bir iç güzelliğe sahip olduğunu ima ediyor.

Âyet-i “nûn ve’l-kalem”dir mushaf-ı sînemde yâ
Rüstem-i endîşemin tîr ü kemânıdır sözüm

“Sinemdeki Mushaf’ın ‘nun ve kalem’ ayeti, benim endişe verici Rüstem’im için ok gibi tır ve yaydır sözüm.”

Beyitte şair, göğsündeki mushafın (Kur’an’ın) “Nun ve’l-kalem” ayeti olduğunu söyler. Bu ayet, Kalem Suresi’nin başlangıcıdır ve “Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun” anlamına gelir. Şair, bu ayetle kendi sözünün değerini ve gücünü vurgular. Ayrıca, düşüncelerinin Rüstem’i (İran destanlarının kahramanı) olduğunu ve onun oku ve yayı olduğunu belirtir. Bu da şairin düşüncelerinin cesur ve kuvvetli olduğunu gösterir.

Burada Nef’i, kendi sinemdeki Kuran Mushaf’ında yer alan ‘nun ve kalem’ ayetinin, kendi endişelerine sebep olan Rüstem’i anımsattığını belirtiyor. Şair, bu ayetin Rüstem için bir tır ve yay gibi etkisi olduğunu ifade ediyor.

Bir gülistândır hayâlim dil şüküfte bülbülü
Ol gülistânın latîf’âb-ı revânıdır sözüm

Bu beyitte, şair “hayalimde bir gülistan” diye bahsediyor ve bu gülistanın ortasında “dil şüküfte bülbülü” olarak nitelendirdiği bir kuşun ötüşünü hayal ediyor. Şair, bu gülistanın “latifab-ı revanıdır” diye ifade ederek, onun narin ve zarif bir güzellikle süslenmiş olduğunu ima ediyor.

“Gülistan” Farsça bir kelime olup, “gül bahçesi” anlamına gelir ve bu kelime aynı zamanda birçok edebi eserin adı olarak kullanılmıştır. Bu beyitteki “gülistan” da hayalindeki bir bahçeyi ifade ediyor. “Latifab-ı revan” ise Farsça bir deyimdir ve “zarif hareketler” ya da “narin hareketler” anlamına gelir. Bu deyim, şairin bahsettiği gülistanın, zarif ve narin bir güzellikle süslenmiş olduğunu ifade etmektedir.

Beyitte bahsedilen “dil şüküfte bülbülü” ise, dilinde bir yaraya sahip olan ancak bu yarayı ötüşüyle gideren bir bülbüle atıfta bulunmaktadır. Bu metafor, insanların içinde taşıdığı yaraların, sanat ve estetik gibi güzelliklerle iyileştirilebileceğini ifade etmektedir.

Bir şebistânındır hayâlim hâme zengî hâdimi
Ol şebistânın arûs-ı dil-sitânıdır sözüm

Bu beyitte, şairin hayalinde bir “şebistan” yani bir bahçe yer alır. Bu bahçe, zenginlerin hizmetine sunulmuş bir yer olarak tasvir edilir. Beyitte geçen “hame zengî hâdimi” ifadesi ise “tüm zenginlerin hizmetçileri” anlamına gelir.

Beyitte bahsedilen şebistanın, “arûs-ı dil-sitânı” olduğu belirtilir. “Arûs” Farsça bir kelime olup, “gelin” anlamına gelir. Bu kelime, genellikle şiirlerde kullanılan bir terimdir ve bir kadını veya sevilen bir şeyi ifade etmek için kullanılır. “Dil-sitân” ise, “kalp fetheden” anlamına gelir. Bu deyim, şairin bahsettiği bahçenin kalpleri fetheden güzelliği ve çekiciliği ile dolu olduğunu ifade eder.

Beyitteki anlam, şairin hayalindeki bahçenin zenginlerin hizmetinde olan bir yer olduğu ve bu bahçenin büyüleyici güzelliğiyle “kalpleri fetheden bir gelin” gibi olduğudur.

Âferiniş tûtî-i endîşeme bir dâmdır
Kim o dâmın dâne-i pür-imtinânıdır sözüm

Bu beyitte, şairin endişelerine bir neşe kaynağı olan bir olay anlatılır. Beyitteki “tûtî-i endîşeme” ifadesi, şairin endişeleri içinde bir papağanın olmasıdır. Bu papağanın yapısı ve duruşu, şairin iç dünyasındaki huzursuzluğa rağmen neşe kaynağıdır.

Beyitteki “dâmdır” kelimesi, “neşe veren” anlamına gelir. Şair, bu papağanın neşe veren bir etkisi olduğunu söylerken, “dâne-i pür-imtinânıdır” ifadesiyle de papağanın içindeki huzurun, neşesinin kaynağı olduğunu ifade etmektedir. “Dâne”, Farsça bir kelime olup, “tane” anlamına gelir. “Pür-imtinân” ise “huzur dolu” anlamına gelir.

Beyitteki anlam, şairin endişeleri içinde neşe kaynağı olan bir papağanın varlığıdır. Bu papağanın huzur dolu yapısı, şairin iç dünyasındaki huzursuzluğa rağmen neşe ve huzur sağlamaktadır.

Sevgili ben deli miyim okurları beyitleri bin bir zahmetle çözüyorum ancak bazı hırsızlar alıp kendi sitelerine koyuyorlar. Bu beyitleri kitap haline getiriyorum. Bu hırsızlar bir gün benim açtığım davalarla uğraşmak zorunda kalacaklar. Basılı bir kitaba aldım bile bir çoğunu sadece numunelik baskı yaptıracağım. PDF olarak toplu şekilde bütün yazılarımı ücretsiz bir şekilde kullanabileceksiniz.

Kimse inkâr edemez mâhiyyet-i endîşemi
Ehl-i reşkin nüsha-i akd-i lisânıdır sözüm

Bu beyitte, şairin kişisel düşünceleri ve fikirleri üzerine konuşulmaktadır. “Mâhiyyet-i endîşem” ifadesi, şairin düşüncelerinin özüne işaret eder. Bu düşünceler, şairin kendi gerçekliği ve fikir dünyasının tamamını yansıtmaktadır.

“Bunun inkâr edilemeyeceği” ifadesiyle, şair, kendi fikirlerinin doğruluğundan emindir ve başkalarının bu düşünceleri inkar edemeyeceklerini ifade etmektedir. “Ehl-i reşkin nüsha-i akd-i lisânıdır” ifadesi ise, bu düşüncelerin kaynağı olarak şairin kendi zihninde oluştuğunu ve şairin fikirlerinin, zamanın önde gelen düşünürleri tarafından da benimseneceğini belirtmektedir.

Beyitteki “ehl-i reşk” ifadesi, “fikir sahibi olanlar” anlamına gelirken, “nüsha-i akd-i lisân” ifadesi de “dilden yazıya geçirilen nüsha” anlamına gelir. Bu ifadeyle, şairin fikirleri söz ve yazı aracılığıyla kaydedilerek gelecekteki nesillere aktarılacaklarını ifade etmektedir.

Beyitteki anlam, şairin kişisel düşüncelerinin doğruluğuna inancını yansıtmaktadır. Şair, düşüncelerinin kaynağının kendi zihninde olduğunu ve bu fikirlerin gelecekte de önemli düşünürler tarafından benimseneceğini vurgulamaktadır. Bu devirde yani şairin içinde yaşadığı devirde kıymeti anlaşılmasa da sözleri yazılacak ve gelecek nesillerce anlaşılacaktır. Gerçekten de Nef’i şu anda bir internet sitesinde bu satırları yazıp size ulaştırmaya çalıştığımı mı gördü ta o zamandan acaba. Şair bir gün internet sitesinde eserinin tahlil edileceğini düşünmüş müydü. Ama haklı çıktı sözü kuvvetli olduğu için yüzyıllar sonrasında bile onun sözleri üzerine konuşuyoruz.

Âfet-i aynü’l-kemâl-i reşk kâr etmez bana
Def’-i zahm-ı ceşm-i Hallâk-ı Ma’ânîdir sözüm

Bu beyitte, şairin sevgilisinin güzelliğinin kendisine fayda sağlamadığını ifade etmektedir. “Âfet-i aynü’l-kemâl-i reşk” ifadesi, sevgilinin güzelliği anlamına gelirken, “bana kâr etmez” ifadesiyle, şairin sevgilisinin güzelliğinin kendisine bir fayda sağlamadığını belirtmektedir.

Beyitteki “def’-i zahm-ı ceşm-i Hallâk-ı Ma’ânîdir sözüm” ifadesi ise, şairin sevgilisinin güzelliği nedeniyle hissettiği acıyı dindirmek için tek çarenin, Allah’ın merhameti olduğunu vurgulamaktadır. “Zahm-ı ceşm-i Hallâk-ı Ma’ânî” ifadesi, “Allah’ın gözünden damlayan acı” anlamına gelirken, “def’-i zahm” ifadesi de “acıyı dindirmek” anlamına gelir.

Beyitteki anlam, şairin sevgilisinin güzelliği karşısında kendisine bir fayda sağlamadığını belirtmektedir. Şair, sevgilisinin güzelliği nedeniyle hissettiği acıyı ancak Allah’ın merhametiyle dindirebileceğini ifade etmektedir.

Hâk-i pâyım sürme eylerse aceb mi rûzgâr
Unsur-ı ruh-ı Kemâl-i Isfahânîdir sözüm

Bu beyitte şair, eğer doğru yolda ilerlemekteyken bir engelle karşılaşırsa, engelin kendisini yoldan çıkarmasına neden olup olmayacağı konusunda bir soru soruyor. “Hâk-i pâyım sürme eylerse aceb mi rûzgâr” ifadesi, “Ayaklarımı hak yolda ilerleten rüzgarın durması bana engel mi olacak” anlamına gelirken, “unsur-ı ruh-ı Kemâl-i Isfahânîdir sözüm” ifadesi ise, “Kemal-i Isfahani’nin ruh unsurudur” anlamına gelir.

Beyit, şairin hakkı yolda ilerlemesi ve ilerlediği yolda kendisini engelleyebilecek herhangi bir durumun olup olmadığı konusunda bir şüphe taşıdığını ifade ediyor. Şair, Kemal-i Isfahani’nin ruhunsun unsuru olarak, manevi gücüne inanıyor ve bu güçle yoluna devam etmek istiyor.

İşte Hallâk-ı ma’ânî şimdi geldi âleme
Gûş edin âsârını kim tercemânıdır sözüm

Bu beyitte, şair Hallak-ı Ma’ani’nin dünyaya geldiğini ifade ediyor. “Hallak-ı ma’ani şimdi geldi âleme” ifadesiyle, Hallak-ı Ma’ani’nin ölümsüzlük kazandığı anlamı veriliyor. Sonraki “Gûş edin âsârını kim tercemânıdır sözüm” ifadesi ise, “Onun eserlerini kim çevirici (tercüman) olarak anlatacak” anlamına geliyor.

Şair, Hallak-ı Ma’ani’nin eşsiz yeteneklerinden bahsederken, onun eserlerinin çeviri ihtiyacını vurguluyor. Bu beyit, Hallak-ı Ma’ani’nin yarattığı sanatsal ve edebi eserlerin önemini ve değerini vurgulamaktadır.

Sonra gelsem dehre Hallâk-ı Ma’ânîden nola
Kâleb-i huşk-i hayâle rûh-ı sânîdir sözüm

Bu beyitte, şair kendisini Hallak-ı Ma’ani’nin çağına getirse ne olacağı hakkında düşünüyor. “Sonra gelsem dehre Hallâk-ı Ma’ânîden nola” ifadesiyle, Hallak-ı Ma’ani’nin dönemine geldiğinde ne yapacağını düşünüyor.

Daha sonra “Kâleb-i huşk-i hayâle rûh-ı sânîdir sözüm” ifadesi ile, şairin hayal gücü ve ruhani yeteneğinin Hallak-ı Ma’ani’nin yeteneğine benzediği anlatılıyor. “Kâleb-i huşk-i hayâle” ifadesi ile şairin hayal dünyasına atıfta bulunuluyor. “Ruh-ı sânî” ifadesi ise yaratıcılık ve edebi yetenek anlamına geliyor.

Beyitte, şair Hallak-ı Ma’ani’nin sanatsal ve edebi yeteneklerini takdir ederken, kendi yaratıcılığına da vurgu yapıyor. Bu şekilde, şairin sanatsal ve edebi mirasa saygı gösterdiği ve ona duyduğu hayranlığı dile getirdiği anlaşılıyor.

Nüktede âlem harîf olmaz bana gûyâ benim
Her ne söylersem cevâb-ı “len terânî”dir sözüm

Bu beyitteki “nüktede âlem harîf olmaz bana” ifadesi bir mizah anlayışıdır. Yani beyin güldürücü olduğunu ve diğer insanların bu mizah anlayışına sahip olmadığını ifade ediyor. “Len terânî” ise “sana ait değil” anlamına gelen bir ifadedir. Dolayısıyla bu beyitte şair, söylediği şeylerin diğer insanlar tarafından anlaşılmadığını ve yanıtın “sana ait değil” olduğunu belirtiyor.

Her ne söylersem kazâ mazmûnunu isbât eder
Anı bilmez ki hıtâb-ı imtihânîdir sözüm

Bu beyitte şair, “her ne söylersem kazâ mazmûnunu isbât eder” diyerek, hayatındaki olayların kendisine önceden belirlenmiş olduğunu ima etmektedir. “Kazâ mazmûnu” ifadesi, kaderin kendisine önceden belirlenmiş bir plan dahilinde ilerlediğini belirtir. Şair, ayrıca “anı bilmez ki hıtâb-ı imtihânîdir” diyerek, insanların hayatlarındaki olayları kontrol edemeyeceklerini ve bir imtihanın parçası olduklarını ifade etmektedir.

Ben ne Keşşâf’ım ne sâhib-keşf ammâ ma’nâda
Mû-şikâf-ı nüktehâ-yı âsmânîdir sözüm

Bu beyitte şair, “Ben ne Keşşaf’ım ne sahib-keşf, ama manada Müşikaf-ı nüktehâ-yı âsmânîdir sözüm” diyerek, kendisinin geleneksel keşifçilerden ya da tasavvuf yolcularından olmadığını belirtir. Ancak, söyledikleri ile manevi sırlara vakıf olduğunu ifade eder. “Müşikaf-ı nüktehâ-yı âsmânîdir sözüm” ifadesi, şairin nüktelerin manevi sırlarını anladığını ve onları çözümleyebildiğini belirtmektedir.

Binde bir ma’nâyı nazm etmem yine bir lafz ise
Yoklasan mecmu’a-i râz-ı nihânîdir sözüm

Bu beyitte, şairin birçok anlamı içeren şiirler yazdığına ve bazen binlerce kelime yerine bir kelime kullanarak bile anlamı ifade edebildiğine işaret ediliyor. Şair, bir anlamı ifade etmek için bin kelime kullanmak yerine, bir kelimenin yeterli olduğunu ve şiirinde gizli olan sırların ancak özenle araştırıldığı takdirde keşfedilebileceğini belirtiyor. Böylece, şiirlerindeki anlamların keşfedilmesi için okuyuculara bir meydan okuma sunuyor.

Hâsid-i keç-rev hayâle râst gelmezse nola
Ehl-i dil yârâne her dem yâr-ı cânıdır sözüm

Bu beyitte, “keç-rev” yani kıskanç kişilerin hayallerinde gerçekleşmeyen şeyleri başkalarının da hayallerinde gerçekleşmeyeceği ifade ediliyor. Ancak “ehl-i dil yârâne” yani sevgi dolu insanlar için sevdikleri her zaman can dostlarıdır ve onların yanında olurlar. Bu beyitte aynı zamanda yüksek bir ahlaki değer vurgulanmaktadır; kıskançlık ve kötü niyetin zarar verici etkisinden kaçınmak ve sevgi, dostluk ve sadakati öne çıkarmak önemlidir.

Ben cihân-ârâ şehenşâh-ı cihân-ı ma’nâyım
Sözlerin de pâdişâh-ı kâmrânıdir sözüm

Bu beyitte şair kendisini dünya âleminin hükümdarı ve anlam dünyasının şahı olarak tanımlıyor. Kendisinin sözleri de bu krallığın ay yüzüne benzetiliyor, yani bir metafor kullanarak şairin sözlerinin parlak, ışıltılı ve etkileyici olduğunu ifade ediyor.

Dönse şemşîr-i hatîbe nola şemşîr-i zebân
Mülk-i nazmın hutbe-i emn ü emânıdır sözüm

Bu beyit, dilin gücü ve etkisi üzerine düşünmeye sevk ediyor. “Hatîbe”, dilin gücünü sembolize eden “nutuk” veya “vaaz” anlamına gelirken, “zebân” ise “dil” anlamına gelir. Şair, hatip şemşîrinin gücüne atıfta bulunurken, dilin de aynı güce sahip olduğunu vurguluyor. Şiirin devamında “mülk-i nazmın hutbe-i emn ü emânıdır” sözü ise nazımın söyleyenine emniyet ve güven sağlayan bir araç olduğunu ifade ediyor.

Tab’ının bir tercemân-ı ter-zebânıdır kalem
Hâmemin bir hem-zebân-ı nüktedânıdır sözüm

Bu beyitte kalem ve kelamın bir tercümanı ve anlamın bir ifadesi olduğu ifade edilmektedir. Kalem ile yazılan kitaplar, metinler ve yazılar, tercümanlar aracılığıyla başka dillere çevrilebilir ve başka kültürlerle paylaşılabilir. Bu nedenle kalem, fikirleri ve kültürü yayma aracı olarak da görülebilir. Aynı şekilde, nükte de bir ifade şeklidir ve herkesin anlaması ve takdir etmesi için doğru bir şekilde ifade edilmelidir. Bu nedenle, nükte ve kelamın doğru ifadesi, hem tercüman hem de anlatıcı için önemlidir.

Pâsbân olmuş bir ejderdir kalem genc-i dile
Kim o gencin şebçırâğ-ı pâsbânıdır sözüm

Beyitte şair, kaleminin bir ejderha olduğunu ve devlet hazinesini koruduğunu söyler. Bu da şairin kaleminin güçlü ve değerli olduğunu gösterir. Ayrıca, şairin padişaha olan bağlılığını ve saygısını da ifade eder.

Tâ sabâh-ı haşre dek bin mübtelâyı mest eder
Bezm-i aşkın neşve-i rıtl-ı pâsbânıdır sözüm

Beyitte şair, sözünün binlerce âşığı mest ettiğini ve aşkın şöleninin ağır ve değerli ışığı olduğunu söyler. Bu da şairin sözünün etkileyici ve güzel olduğunu gösterir. Ayrıca, şairin aşk konusunda da maharetli olduğunu ifade eder.

Rindi huşyârım harâbât-ı muhabbetdir dilim
Âşık-ı hercâyîyim vahdet nişânıdır sözüm

Beyitte şair, kendini rindi (dünyadan el etek çekmiş) ve huşyâr (akıllı) olarak tanımlar. Dilinin aşkın harabatı (yıkıntısı) olduğunu söyler. Bu da şairin aşk acısıyla yıkıldığını ve aşkın yıkıcılığını vurgular. Ayrıca, şairin hercâyî (her türlü işe kalkışan) bir âşık olduğunu ve sözünün vahdet (birlik) nişanı olduğunu belirtir. Bu da şairin aşkta sınır tanımadığını ve sözünün Allah’ın birliğine işaret ettiğini gösterir.

Olalı peygamber-i âhır zamâne na’t-gû
Âb-rûy-ı ümmet-i âhır zamânîdır sözüm

Bu beyitte Nef’i, peygamberimiz Hz. Muhammed’i “âhır zamâne na’t-gû” olarak tanımlar. “Âhır zamâne” ifadesi, “son zaman” veya “ahir zaman” anlamına gelir ve İslam inancında kıyametin yaklaştığı dönemi ifade eder.

“Peygamber-i âhır zamâne” ise “son zamanın peygamberi” anlamına gelir ve Hz. Muhammed’in bu dönemde ortaya çıkan son peygamber olduğunu ifade eder. Nef’i, Hz. Muhammed’in bu dönemdeki peygamberliğini övgüyle anlatırken “na’t-gû” terimini kullanır. “Na’t” Arapça kökenli bir terim olup “övgü” veya “methiye” anlamına gelir. “Gû” ise “söyleyen” veya “söz sahibi olan” anlamına gelir. Dolayısıyla “na’t-gû” terimi, “övgüleri dile getiren” veya “övgüleri söyleyen” anlamına gelir.

İkinci dizede ise “Âb-rûy-ı ümmet-i âhır zamânîdır sözüm” ifadesi yer alır. “Âb-rûy” terimi “su yüzü” veya “su gibi berrak” anlamına gelir. “Ümmet-i âhır zamânî” ise “son zaman ümmeti” anlamına gelir. Bu ifadeyle Nef’i, Hz. Muhammed’in övgüsünü dile getirirken, onun liderliğindeki ümmetin de berrak ve saf bir su gibi olduğunu ifade eder. Bu ifade aynı zamanda Hz. Muhammed’in öğretilerinin etkisiyle, son zamanlarda doğru yolun temsilcisi olan ümmetin önemine vurgu yapar.

Bu beyitlerde Nef’i, Hz. Muhammed’i son zaman peygamberi olarak övgülerken, onun öğretilerinin ümmet üzerindeki etkisini ve önemini vurgular. Ayrıca, Hz. Muhammed’in liderliğindeki ümmetin temiz, berrak ve saf bir su gibi olduğunu ifade eder.

Na’t-ı şâhenşâh-ı evreng-i nübüvvet kim anın
Feyz-i medhiyle dilin cân-ı cihânıdır sözüm

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’i “evrenin peygamberinin şâhenşahı” olarak nitelendirir ve onun na’tını, yani övgüsünü dile getirir.

“Na’t-ı şâhenşâh-ı evreng-i nübüvvet” ifadesiyle, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin evrenin en büyük lideri olduğunu ve tüm peygamberlerin en yücesi olduğunu ifade eder. “Şâhenşâh” terimi, “kralın kralı” veya “hükümdarların en büyüğü” anlamına gelir. “Evreng-i nübüvvet” ise “peygamberlik evreni” anlamına gelir ve bu ifadeyle Hz. Muhammed’in tüm peygamberler arasında en üstün olanı olduğu vurgulanır.

Daha sonra beyitte “Feyz-i medhiyle dilin cân-ı cihânıdır sözüm” ifadesi yer alır. “Feyz” terimi, “ilham” veya “manevi bereket” anlamına gelir. “Medh” ise “övgü” anlamına gelir. Nef’i, Hz. Muhammed’in övgüsüyle, dilinin “cân-ı cihânıdır” der. Bu ifadeyle Nef’i, Hz. Muhammed’in övgüsünü dile getirerek, onun öğretilerinin, sözlerinin hayatının anlamı ve ruhunun canı olduğunu ifade eder. Hz. Muhammed’in öğretilerinin ve sözlerinin insanlığa getirdiği manevi bereketin ve hayatın anlamının kaynağı olduğunu vurgular.

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’in peygamberlik evreninin şahı olduğunu ve onun övgüsünün dilin hayatın anlamı olduğunu vurgular. Aynı zamanda Hz. Muhammed’in öğretilerinin insanlığa getirdiği manevi bereketin önemine dikkat çeker.

Cân-ı âlem fahr-ı âdem Ahmed-i mürsel ki tâ
Haşr olunca na’t-gûy u na’t-hânıdır sözüm

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’i “âlemin canı, insanların en büyük gururu, gönderilmiş olan Ahmed” olarak nitelendirir. Ahmed, Hz. Muhammed’in isimlerinden biridir ve “övgüye layık olan” anlamına gelir.

“Cân-ı âlem” ifadesiyle Hz. Muhammed, tüm insanlığın canı olarak tanımlanır. Onun varlığı, insanlık için hayati bir öneme sahiptir. “Fahr-ı âdem” ifadesiyle ise Hz. Muhammed, insanların en büyük gururu ve onuru olarak nitelendirilir.

“Ki tâ haşr olunca na’t-gûy u na’t-hânıdır sözüm” ifadesi ise şu anlama gelir: Nef’i, Hz. Muhammed’in övgüsünü dile getirerek, onun varlığına yönelik övgülerin ve na’tların kıyamet gününe kadar devam edeceğini söyler. “Haşr” terimi, kıyamet anlamına gelir. Nef’i, Hz. Muhammed’in övgüsünün hiç bitmeyeceğini ve ona yönelik övgülerin sürekli olarak dile getirileceğini ifade eder.

Beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’i tüm insanlığın canı olarak tanımlayarak, onun insanların gururu ve onuru olduğunu belirtir. Ayrıca Hz. Muhammed’in övgüsünün sonsuza kadar devam edeceğini ve ona yönelik övgülerin kıyamet gününe kadar süreceğini vurgular.

Olalı gavvâs-ı deryâ-yı hayâl-i midhati
Cevherî-i tab’ımın zîb-i dükânıdır sözüm

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’i “hayal-i midhat” olarak nitelendirir. “Hayal-i midhat” ifadesi, övgü ve özlemle tasarlanan bir ideal figürü anlatır. Nef’i, Hz. Muhammed’i denizin hükmünü elinde bulunduran bir kaptan olarak nitelendirir. “Gavvas-ı derya” ifadesi, denizin kaptanı veya hakimi anlamına gelir.

Ardından Nef’i, Hz. Muhammed’i kendisinin ilham kaynağı ve yaratıcılığının mücevheri olarak tanımlar. “Cevherî-i tab’im” ifadesi, Nef’i’nin doğaçlama yeteneği veya şiirsel yeteneğini ifade eder. Hz. Muhammed ise bu yeteneğin dükkanı veya en değerli varlığıdır. “Zîb-i dükân” ifadesi, dükkanın süsü veya en değerli eşyası anlamına gelir.

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’i denizin kaptanı olarak tasvir ederek, onun rehberliğine ve yol göstericiliğine olan hayranlığını ifade eder. Ayrıca Hz. Muhammed’in Nef’i’nin yaratıcılığının en değerli kaynağı olduğunu ve onun ilham aldığı bir mücevher gibi olduğunu belirtir.

Ol kadar el verdi ma’nâ feyz-i evsâfiyle kim
Gûyiyâ miftâh-ı genc-i şâygânîdir sözüm

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’in ilham gücü ve manevi öğretileriyle kendisine verdiği destek ve ilhamı anlatır. Nef’i, Hz. Muhammed’in manevi özelliklerinden kaynaklanan bir feyz ile kendisine yardım ettiğini ifade eder.

“Ma’nâ feyz-i evsâf” ifadesi, anlamın ilham gücüne veya manevi bilgiye atıfta bulunur. Nef’i, Hz. Muhammed’in bu ilham gücüyle kendisine o kadar büyük bir destek verdiğini söyler. Bu destek sayesinde Nef’i’nin sözlerinin ve şiirlerinin anlamı daha derinleşir ve etkileyicilik kazanır.

Ardından Nef’i, Hz. Muhammed’i gençliğin anahtarı olarak nitelendirir. “Miftâh-ı genc-i şâygânî” ifadesi, gençliğin kapısını açan veya gençlik enerjisinin anahtarı anlamına gelir. Bu ifade, Hz. Muhammed’in gençliğin heyecanını ve canlılığını temsil ettiğini ve Nef’i’ye gençlik enerjisi ve ilhamı verdiğini ifade eder.

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’in ilham gücü ve manevi özellikleriyle kendisine verdiği destek sayesinde daha derin bir anlama ve gençlik enerjisine sahip olduğunu ifade eder. Hz. Muhammed’in ilhamıyla Nef’i’nin sözleri daha etkileyici hale gelir ve gençlik enerjisiyle dolu bir ifadeye sahip olur.

Maşrık-ı subh-ı hidâyetdir senâsiyle dilim
Mihr-i kudsî pertev-i kevkeb-feşânıdır sözüm

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’in doğu tarafının hidayet güneşi olduğunu ve Hz. Muhammed’in şanıyla dili aydınlandığını ifade eder.

“Maşrık-ı subh-ı hidâyet” ifadesi, hidayetin doğu tarafı anlamına gelir. Burada Hz. Muhammed’in hidayet güneşi olduğu ve bu hidayetin doğudan doğduğu vurgulanır. Nef’i, Hz. Muhammed’in rehberliği ve öğretileriyle insanların doğru yola yönlendiğini ve aydınlandığını belirtir.

Daha sonra “senâsiyle dilim” ifadesiyle, Hz. Muhammed’in şanının diline yansıdığı ve onun şanını anlattığını ifade eder. Nef’i, Hz. Muhammed’in yüceliği ve değeri karşısında sözlerinin ve ifadelerinin yükseldiğini belirtir. Onun şanını anlatmak için dile gelen sözler, Hz. Muhammed’in şanının bir yansımasıdır.

Son olarak “mihr-i kudsî pertev-i kevkeb-feşânıdır sözüm” ifadesiyle, Hz. Muhammed’in kutsal bir güneşin parıltısı gibi olduğu ve Nef’i’nin sözlerinin bu parlaklığı yansıttığı ifade edilir. Hz. Muhammed’in nuranî varlığı ve öğretileri, Nef’i’nin sözlerine yansır ve onun ifadeleri, Hz. Muhammed’in ışığına benzer bir parlaklık taşır.

Bu beyitte Nef’i, Hz. Muhammed’in hidayet güneşi olduğunu, onun şanının diline yansıdığını ve sözlerinin Hz. Muhammed’in parlaklığını yansıttığını ifade eder. Hz. Muhammed’in rehberliği ve öğretileri Nef’i’nin dilini aydınlatır ve onun sözleri, Hz. Muhammed’in kutsal ışığına benzer bir parlaklık taşır.

Kevkeb-efşân âfitâb olmazsa ger ol maşrıkın
Ikd-ı pervîn-i güsiste-rîsmânıdır sözüm

“Kevkeb-efşân âfitâb olmazsa ger ol maşrıkın” – Eğer gökyüzündeki yıldızlar ve güneş parlamasaydı, doğunun ışığı olmazdı demektir. Burada doğunun aydınlığı olan güneşin ve yıldızların olmaması durumunda doğunun ışığı olmayacağı ifade ediliyor. Şair kendi sözlerini doğudan doğan bir güneşe benzetiyor.

“Ikd-ı pervîn-i güsiste-rîsmânıdır sözüm” – Bu beyitte ise bir benzetme kullanılmaktadır. Pervane, güneşin etrafında dönerken görülen dairesel izler bırakan bir böcek türüdür. Burada Nef’i, kendi döngüsünü çizen ve parlak izler bırakan pervanelere benzetilmektedir. Yani Nef’i’nin varlığı, güzelliği ve etkisi çevresinde izler bırakmaktadır. Sözlerinin etrafında bir pervane olunduğunu sözünün etkisinin ateşe doğru haleler çizerek uçan pervaneler gibi etki bıraktığını söylüyor.

Başlasam mi’râcını tahkîke âb u tâb ile
Gevher-i şehvâr-ı gûş-ı Ümmühânîdir sözüm

Bu beyitte Nef’i, kendi şiirinin yükselişine, Mi’rac (Peygamber Muhammed’in göğe yükselmesi) olayına bir benzetme yaparak atıfta bulunuyor. Mi’rac olayı, İslam inancına göre Peygamber Muhammed’in Allah’ın izniyle göğe yükselmesi ve ilahi sırlarla dolu bir yolculuğa çıkmasıdır. Nef’i, şiirinin güzelliğini ve yüceliğini ifade etmek için Mi’rac olayını örnek alıyor.

“Âb u tâb ile” ifadesi, şiirinin akıcılığını ve duruluğunu ifade eder. “Âb” su, “tâb” ise berraklık anlamına gelir. Nef’i, şiirinin içeriğinin akıcı ve berrak olduğunu vurguluyor.

“Gevher-i şehvâr-ı gûş-ı Ümmühânîdir sözüm” ise, Nef’i’nin şiirinin inceliklerle dolu, içeriğiyle etkileyici ve zengin olduğunu anlatır. “Gevher” mücevher, “şehvâr” coşturan, heyecanlandıran, “gûş” ise kuş anlamına gelir. Nef’i, kendi şiirini değerli bir mücevher gibi coşturucu, heyecan verici ve kuş gibi özgür bir şekilde ifade ediyor.

Bu beyitte Nef’i, şiirinin yükselişi ve etkisiyle Mi’rac’a benzeterek, kendi şiirinin güzelliklerini ve etkisini vurgulamaktadır.

Addolunmaz mu’cizâtı hadden efzûn neylesin
Gerçi kim bir râvî-i mu’ciz-beyânîdir sözüm

“Addolunmaz mu’cizâtı hadden efzûn neylesin” – Bu beyitte Nef’i, kendi şiirlerinin büyüklüğünü ve mucizevi özelliklerini vurgulamaktadır. Onun şiirlerinin olağanüstü ve sınırsız bir şekilde etkileyici olduğunu belirtirken, başka bir mucize anlatıcısına ihtiyaç olmadığını ifade etmektedir.

“Gerçi kim bir râvî-i mu’ciz-beyânîdir sözüm” – Bu beyitte Nef’i, kendi şiirlerinin mucizevi bir anlatıcısı olduğunu ifade etmektedir. Şiirlerindeki güçlü ifadeler ve anlatımıyla başkalarına mucizevi bir şekilde aktarımda bulunduğunu vurgulamaktadır. Şair sözünün bir mucize gibi olduğunu söylemektedir.

Gerçi ben dûrum cenâbından hele şükrüm budur
Çehre-fersâ-yı cenâb-ı âstânıdır sözüm

Bu beyitte Nef’i, yüce olanın (Allah’ın) kendisine verdiği nimetlerden dolayı şükran duyduğunu ifade etmektedir. Şükran duygularını ifade ederken, yüce olanın kendisinin yaratıcısı olduğunu ve ona yüce bir makam ve yetenekler verdiğini belirtmektedir.

Nef’îyim endîşe-i na’t ile oldum kâm-yâb
Nâ-murâdân-ı cihâna müjdegânîdir sözüm

“Nef’i’yim endişe-i na’t ile oldum kâm-yâb” ifadesi, Nef’i’nin naat endişesiyle yani Peygamber’i övgüyle anmak amacıyla yazdığı şiirler sayesinde başarılı olduğunu belirtiyor. “Endişe-i na’t” naat endişesi veya naat kaygısı anlamına gelir. Nef’i, bu endişeyle şiirler yazarak, naat türündeki eserleriyle başarılı bir şekilde ortaya çıktığını ifade eder.

“Nâ-murâdân-ı cihâna müjdegânîdir sözüm” ifadesi ise, Nef’i’nin sözlerinin dünyaya müjde taşıdığını ifade eder. “Nâ-murâdân” kelimesi, muradı olmayan, niyeti olmayan anlamına gelir. Nef’i, sözlerinin dünyadaki insanlara, muradlarına ulaşmalarında yardımcı olacak bir müjde niteliği taşıdığını belirtir.

Bu beyitte Nef’i, naat endişesiyle yazdığı şiirlerin kendisine başarı getirdiğini ve sözlerinin dünyaya müjde taşıdığını ifade ederek, naat türündeki eserlerinin önemini vurgulamaktadır.

Hâk-pây-ı na’t-gûyânım ki arş-ı a’zamın
Zikr ü tesbîh-i lisân-ı kudsiyânıdır sözüm

“Hâk-pây-ı na’t-gûyânım” ifadesi, Nef’i’nin naat söyleyen ayakları anlamına gelir. Nef’i, naatlarını söylerken, adeta göğün yüce arşının üzerinde durduğunu ve Allah’ın huzurunda naat söylediğini ifade eder.

“Ki arş-ı a’zamın” ifadesi ise, göğün yüce arşına atıfta bulunur. Nef’i’nin naatları, Allah’ın büyük tahtının huzurunda yükselen bir ses olarak algılanır.

“Zikr ü tesbih-i lisân-ı kudsiyânıdır sözüm” ifadesi ise, Nef’i’nin sözlerinin kutsal bir dilde yapılan zikir ve tesbih niteliği taşıdığını belirtir. Nef’i’nin naatları, kutsal bir lisanla Allah’ı anma ve yüceltme amacını taşır.

Bu beyitte Nef’i, naatlarının gücünü ve önemini vurgulayarak, naatlarının Allah’ın huzurunda yükselen bir ses olduğunu ve kutsal bir dilde yapılan zikir ve tesbih niteliği taşıdığını ifade etmektedir.

Şâdkâm oldum neşât-ı feyz-i na’t-i pâk ile
Şimdiden sonra du’âyı şâdmânîdir sözüm

Bu beyitte Nef’i, naatın saf ve temiz feyzinin kendisini mutlu ettiğini ifade ediyor. “Şâdkâm oldum” ifadesi, naatın kendisine neşe ve mutluluk verdiğini söylemektedir. Naatın saf ve yüce olan feyzi, Nef’i’yi içsel olarak tatmin eder ve sevindirir.

“Neşât-ı feyz-i na’t-i pâk ile” ifadesi ise, saf ve temiz naat feyzinin sevinç kaynağı olduğunu belirtir. Nef’i, naatın yüceliği ve güzelliğiyle dolan feyzin, içsel bir neşe ve huzur sağladığını ifade eder.

“Şimdiden sonra du’âyı şâdmânîdir sözüm” ifadesi ise, bundan sonra naat aracılığıyla yapılan dua ve dileklerin sevinçle karşılanacağını ifade eder. Nef’i, naatın getirdiği neşe ve huzurun etkisiyle, bundan sonra yapacağı duaların sevinçli bir şekilde kabul edileceğine inanır.

Bu beyitte Nef’i, naatın saf ve temiz feyziyle dolanarak içsel bir neşe ve huzur yaşadığını ifade eder. Naatın getirdiği sevinçle yapacağı duaların da kabul edileceğine inandığını ifade eder.

Tâ ki ma’nâ-yı latîf ü lafz-ı reng-âmîz ile
Rûzgârın bir dil-ârâ dâstânıdır sözüm

Bu beyitte Nef’i, naatin ince ve zarif anlamıyla renkli ve etkileyici bir dille anlatıldığını ifade ediyor. “Tâ ki ma’nâ-yı latîf ü lafz-ı reng-âmîz ile” ifadesi, naatın anlamının ince ve zarif, dili ise renkli ve etkileyici olduğunu belirtir.

“Nef’i, naatin bu özellikleri sayesinde rüzgarın bir dili olduğunu ve bu dille anlatılan bir hikayenin olduğunu söyler. Naatın zarif anlamı ve renkli dili, onu bir hikaye gibi anlatır ve dinleyenleri etkiler.

Bu beyitte Nef’i, naatin zarif anlamı ve etkileyici diliyle bir hikaye anlattığını ifade eder. Naat, rüzgarın dili gibi bir şekilde insanları etkileyen ve derin anlamlar taşıyan bir hikayeyi anlatır.

Her dem endîşemden olsun rûhuna yüz bin selâm
Arşa dek îsâle peyk-i râygânîdir sözüm

Bu beyitte Nef’i, peygamberin ruhuna olan bağlılığını ve saygısını ifade ediyor. İfade etmek istediği anlam şu şekildedir:

“Her dem endîşemden olsun rûhuna yüz bin selâm, Arşa dek îsâle peyk-i râygânîdir sözüm.” bendelimiyim

Bu beyitte Nef’i, Peygamber’in ruhuna olan selamlarını ifade ediyor. “Endişe” kelimesi, burada samimi bir bağlılık ve saygı ifadesidir. Nef’i, Peygamber’in ruhuna olan endişesini ve özlemini her zaman hissettiğini belirtiyor.

“Yüz bin selam” ifadesi, saygının büyüklüğünü vurgulamak için kullanılır. Nef’i, sadece birkaç selam değil, yüz binlerce selam gönderdiğini ifade ediyor.

“Arşa dek îsâle peyk-i râygânîdir sözüm” ifadesi ise, Nef’i’nin selamlarının Peygamber’in ruhunu arşa kadar yükselttiğini ifade eder. “Îsâl” kelimesi, yükseltmek, ulaştırmak anlamına gelir. “Peyk-i râygânî” ise, göğe yükselen bir haberci, ulvi bir elçi demektir. Nef’i, selamlarının Peygamber’in ruhunu en yüce noktalara kadar ulaştırdığını ifade eder.

Bu beyitte Nef’i, Peygamber’in ruhuna olan bağlılığını ve saygısını yüz binlerce selamla ifade ederek, onun ulvi varlığını arşa kadar yükselten bir haberci olduğunu belirtmektedir.

Başka tahlillerde görüşmek dileğiyle.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

2 Cevaplar

  1. Ayşe dedi ki:

    Hocam Nefi’nin Sözüm kasidesinin devamının şerhini de yaparsanız bizim gibi öğrenmeye hevesli öğrencileri mutlu edersiniz. Şimdiden teşekkürler

    • bendelimiyim dedi ki:

      Devamını yapacağım. Yazımı bir kişi bile okusa onun için devam ettirme kararı almıştım. Sizin için devam ediyorum. Bu arada unutmadan şunu belirtmem lazım burada yazılan her şey benim kişisel yorumum. Yüzde yüz bu doğrudur iddiası yoktur. Sadece bakış açısıdır. Şairlerin şiirlerini yorumlamak her bakış açısında farklı cümlelerle ortaya çıkarılabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com