Mersiye, Akif Paşa’nın torunun ölümü üzerine yazdığı mersiye ve tahlili

Merhabalar bu yazıda sizlerle Akif Paşa’nın torunu için yazdığı mersiyeyi açıklamaya ve anlamaya çalışacağız. Mersiyenin torun için yazılması bir dönem ve bir şiir zihniyeti değişikliğidir. Kanuni mersiyesini düşünün. Önceden padişah ve devlet adamları için yazılan mersiye şimdi sıradan bir insan için yazılmıştır. Şair çok sevdiği torununu genç yaşta kaybetmenin acısı ile bu mersiyeyi yazmıştır. Önce Akif Paşa’yı yakından tanıyalım ardından mersiyeyi okuyup daha sonra da günümüz Türkçesi ile ayrıntılı olarak açıklamaya ve anlamaya çalışalım.

Akif Paşa Kimdir?

Âkif Paşa, Ayıntâbîzâde Kadı Mehmed Efendi’nin oğlu olarak 1787 yılında Yozgat’ta doğdu. Eğitimini özel hocalarla tamamladıktan sonra, Yozgat âyanı Cebbârzâde Süleyman Bey’in divan kâtipliğini üstlendi. İstanbul’a gelerek amcası Reîsülküttâb Mustafa Mazhar Efendi’nin yardımıyla Dîvân-ı Hümâyun Kalemi’ne girdi (1814). Başarılı hizmetleri sonucunda çeşitli görevlere yükseldi ve 1835 yılında Hariciye Nazırı oldu.

Ancak, İngiliz gazeteci W. Churchill’i hapsettirmesi üzerine azledildi (1836). Ardından Mülkiye Nazırı oldu, fakat rakibi Pertev Paşa’nın etkisiyle tekrar azledildi. Sürgüne gönderildiği Edirne’de, üçüncü defa azledilerek 1840 yılında İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Bu sürgün sırasında yoğun ıstırap çeken Âkif Paşa, çeşitli halk şikayetleri nedeniyle üçüncü defa azledildi ve Edirne’ye sürüldü (1840).

Şiirleriyle de tanınan Âkif Paşa, özellikle “Adem Kasidesi” adlı eseriyle dikkat çekmiş ve çağdaşları tarafından yeni edebiyat akımının kurucularından biri olarak kabul edilmiştir. Ancak, daha yakın tarihli edebiyat eleştirmenleri, Âkif Paşa’nın eski tarz dil ve düşüncenin içinde kaldığını savunmuşlardır.

Âkif Paşa, 1845 yılında İskenderiye’den gemiyle dönerken hastalanarak öldü. Cenazesi Dânyâl peygamberin türbesi yakınlarına defnedildi. Âkif Paşa‘nın eserleri arasında divan şiiri tarzındaki şiirleri, “Adem Kasidesi“, “Mersiye” ve çeşitli mektuplarını içeren eserleri bulunmaktadır.

Âkif Paşa, Tanzimat döneminin önemli edebi figürlerinden biridir, ancak onu tam anlamıyla bir Tanzimat dönemi edebiyatı sanatçısı olarak sınıflandırmak zordur. Tanzimat dönemi, 1839’dan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli sosyal, kültürel ve edebi değişimleri beraberinde getiren bir reform hareketidir.

Âkif Paşa’nın yaşamı ve eserleri, Tanzimat’ın başlangıç dönemine denk gelmektedir. Ancak, onun düşünsel ve edebi yaklaşımı, Tanzimat’ın öne çıkan temalarına tam olarak uymamaktadır. Tanzimat döneminin genel eğilimi, Batılılaşma, bilimsellik, özgürlük ve eşitlik gibi konularda yapılan çağdaşlaşma çabalarını içeriyordu.

Âkif Paşa, daha çok klasik bir tarzda divan şiiri yazmış ve “Adem Kasidesi” gibi eserleriyle öne çıkmıştır. Bu eserlerinde, mistik ve düşünsel temaları işlemiştir. Onun düşünce yapısı, Tanzimat’ın getirdiği modernleşme ve Batılılaşma düşüncelerinden ziyade, geleneksel İslami düşünceye daha yakındır.

Sonuç olarak, Âkif Paşa’yı Tanzimat dönemi edebiyatının tipik bir temsilcisi olarak değil, kendi döneminin özgün bir şairi ve düşünürü olarak değerlendirmek daha uygun olacaktır.

MERSİYE

Tıfl-ı nazeninim unutmam seni
Aylar günler değil geçse de yıllar
Telhkâm eyledi firakın beni
Çıkar mı hatırdan o tatlı diller

Kıyılamaz iken öpmeğe tenin
Şimdi ne haldedir nazik bedenin
Andıkça gülşende gönce dehenin
Yansın ahım ile kül olsun güller

Tagayyürler gelip cism-i semine
Döküldü mü siyah ebru cebine
Sırma saçlar yayıldı mı zemine
Dağıldı mı kokladığım sümbüller

Feleğin kînesi yerin buldu mu
Gül yanağın reng-i ruyun soldu mu
Acaba çürüdü toprak oldu mu
Öpüp okşadığım o pamuk eller

(Münşeatü Eşar-ı Akif Paşa)

Şiirin Tahlili

“Tıfl-ı nazeninim unutmam seni
Aylar günler değil geçse de yıllar
Telhkâm eyledi firakın beni
Çıkar mı hatırdan o tatlı diller”

Ey nazlı torunum, seni asla unutmam,
Zaman geçse de, aylar ve günler uzak olsa da,
Ayrılığın acısı içimi sarmış durumda,
O tatlı dillerin hatıraları silinir mi hiç?

Açıklama: Şair, nazlı torununu (nazlı güzelini) asla unutmayacağını ifade eder. Zamanın geçmesine rağmen, ayların ve günlerin uzunluğuna karşın, ayrılığın acısı zaman içinde daha da derinleşmiştir. “Telhkâm eyledi firakın beni” ifadesi, ayrılığın acımasını, özlemi ve zorluğunu anlatır. Son olarak, torununun tatlı dillerini hatırlayıp hatırlamayacağı sorusu, duygusal bir anlam taşır

“Kıyılamaz iken öpmeğe tenin
Şimdi ne haldedir nazik bedenin
Andıkça gülşende gönce dehenin
Yansın ahım ile kül olsun güller”

Gönlümüzden düşüremediğimiz o güzel anlara,
Tenini öperken engel olamazdık hiçbir şeye,
Şimdi düşünüyorum, nazik bedenin ne halde?
Gözümün önünde canlanıyor, gül bahçesindeki o anılar.

Açıklama: Şair, torununun kıyılamaz tenini öpmenin zorluğunu ifade eder. Şimdi, nazik bedeninin ne durumda olduğunu merak eder. Gül bahçesindeki anılar canlandıkça, bu anıların güzellikleri ve hüzünleri arasında yanan güllerle özdeşleşir. Şairin ahıyla, güllerin kül olması, duygusal bir yanma ve yok olma ifadesidir.

“Tagayyürler gelip cism-i semine
Döküldü mü siyah ebru cebine
Sırma saçlar yayıldı mı zemine
Dağıldı mı kokladığım sümbüller”

Dünya değişiyor, bedenin başka bir şekle büründü mü?
Siyah mürekkep gibi döküldü mü ebruların cebine?
Saçların, sanki sırma gibi yayıldı mı zemine?
Ve o kokladığım, gönlümdeki sümbüller dağıldı mı?

Açıklama: “Tagayyürler gelip cism-i semine” ifadesiyle, değişikliklerin torununun bedenine gelip çattığını ifade eder. Siyah ebruların cebine dökülmesi, ölümün sembolik bir anlatımıdır. Sırma saçların yayılması ve kokladığı sümbüllerin dağılması, ölen kişinin fiziksel özelliklerinin ve hatıralarının değişimini simgeler.

“Feleğin kînesi yerin buldu mu
Gül yanağın reng-i ruyun soldu mu
Acaba çürüdü toprak oldu mu
Öpüp okşadığım o pamuk eller”

Felek, acı bir oyun oynuyor mu, bilmiyorum,
Güzel yüzündeki gül rengi solar mı hiç?
Belki toprak oldun, çürüdün mü orada?
O pamuk ellerin, öpüp okşadığım eller, ne hale geldi?

Açıklama: Şair, feleğin oyununun acı olduğunu ve yerini bulduğunu ifade eder. Torununun güzel yüzünün solup solmadığını merak eder. “Acaba çürüdü toprak oldu mu” ifadesiyle, ölen kişinin bedeninin toprak olma sürecini anlatır. Şair, torununun ölümüyle birlikte öpüp okşadığı o pamuk ellerin ne hale geldiğini düşünerek duygusal bir hüzünü dile getirir.

Sonuç olarak; Âkif Paşa, bu mersiyede torununun ölümü karşısında duyduğu derin acıyı ve ayrılık duygusunu içtenlikle ifade eder. Her beyitte duygusal bir ton ve ayrılığın getirdiği özlemle şekillenen bir atmosfer bulunur. Şair, sevgili torununun ölümüne karşı duyduğu acıyı, değişen zamanı ve ölümün fiziksel etkilerini, geleneksel lirik bir tarzda ifade eder.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com