Kelām-ı ẕāt idim kün emri īrād olmadın evvel, gazel Tahlili

Kelām-ı ẕāt idim kün emri īrād olmadın evvel
Bu ḫāk ü bād u āb u āteş īcād olmadın evvel

Gezerdim üç yüz altmış menzili gün gibi şeb-tā-rūz
Bu eflāk-i zümürrüd-fām-ı bünyād olmadın evvel

Baña bildirmiş idi sırr-ı esmānın beyānın hep
Melā’ik zümresine ādem üstād olmadın evvel

Yedi çille çıḳardım Kehf’den aṣḥāb-ı Kehf ile
Doḳuz a‘dādı üç yüz üzre müzdād olmadın evvel

Vücūduñ ḥullesiñ yapmıştı ‘aşḳıñ ṣad ṭınāb içre
Kelīmu’llāh’a arż-ı ḳudsī mī‘ād olmadın evvel

Añılmıştım hezārān-nām ile dergāh-ı Mevlā’da
Cihānda her kişi bir ad ile yād olmadın evvel

Beḳā-yı ẕāt ile olmuştu memlū ‘Arşiyā göñlüm
Ten-i ḫālī fenā mülkinde ber-bād olmadın evvel

Arşi

Günümüz Türkçesiyle ve İnceleme:

Bu eser gazel nazım türüne örnek teşkil etmektedir. Gazel, divan edebiyatında en yaygın kullanılan nazım şeklidir ve genellikle aşk, doğa, güzellik, hayat ve ölüm gibi konuları işler. Bu eserde de aşk, varlık ve yokluk, insanın yaratılışı gibi konular işlenmektedir.

Ben kendi kelamım, “ol” emriyle irade edilmeden önce vardım.
Bu topraklar, rüzgar, su ve ateş icat edilmeden önce vardım.
Üç yüz altmış mekânı gezerdim, gün gibi açık veya gece gibi kapalı.
Bu zümrütten yapılmış gök, evrenin temeli icat edilmeden önce vardım.
İsimlerin sırrını beyan etmişlerdi bana, semanın sırrı.
Meleklerin grubuna öğretmen olarak vardım önceden.
Kehf arkadaşlarıyla yedi çilliğe ulaştım.
Üç yüz doksanın üzerindeki düşmanlarıma karşı savaştım.
Sevgilimin bedenini yaptı, içindeki şiddetli aşkla.
Tanrı’nın kelamına kutsal bir dilekte bulundum, önceden var olan.
Binlerce kitapla Mevlana’nın dergahında bulunmuştum.
Dünya genelinde herkesin bir ismi olmadan önce var olan benim.
Kendi varlığımın boşluğunda, “Arşiyah”da olan bir faniydim.

“Kelam-ı Zat” adlı bu tasavvufi şiir, Türk edebiyatının önemli şairlerinden olan Şeyh Galip tarafından yazılmıştır. Şiir, kelam ve tasavvuf terimleriyle bezenmiş, derin manalar içeren bir eserdir.

Şiirin ilk kısmında “kün emri” ile yaratılan evren ve insanlık tasvir edilir. Şair, evrenin yaratılışı hakkındaki inancını dile getirirken, insanın yaratılışının da bir emirle gerçekleştiğini vurgular. Şiirin devamında ise, yedi çille çıkartan Kehf Suresi’ndeki olaya gönderme yaparak, tasavvufun manevi boyutuna da işaret eder.

Şiirin genelinde, Allah’ın yüceliği, insanın fani oluşu, kulluk ve aşk gibi temalar işlenir. Şair, kendisiyle Allah arasındaki manevi bağı ve bu bağı sağlayan yolu tasvir eder. Şiirin sonunda, “Beqa-yı Zat” ile “Arş-ı A’la” arasındaki manevi bağlam üzerine durulur ve bu bağlantı üzerinden ölüm ve sonrasındaki hayat hakkında düşüncelere yer verilir.

Bu şiir, Türk edebiyatı ve tasavvuf geleneği içinde önemli bir yere sahiptir. Şairin dili ve kullanımı oldukça güçlüdür ve içerdiği manaların çeşitliliği, okuyucuları kendine çekmektedir. Kelam-ı Zat, Türk edebiyatının en güzel tasavvufi şiirleri arasında yer alır ve yüzyıllardır okuyucularına manevi bir yolculuk sunmaktadır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com