Baki, Ezelden şah-ı akşün bende-i fermaniyuz cana, Gazel Tahlili

Bu yazıda Baki‘nin Ezelden şah-ı ışkun bende-i fermanıyız cana ile başlayan gazel tahlilini sizlerle paylaşacağız.

Ezelden şâh-ı ışkun bende-i fermanıyuz cânâ
Mahabbet mülkinün sultân-ı âlîşânıyuz cânâ

Sehâb-ı lütfün âbın teşne-dillerden dirîg itme
Bu deştün bağrı yanmış lâle-i nu’mânıyuz cânâ

Zamâne bizde cevher sezdügiçün dil-hırâş eyler
Anunçun bağrumuz hûndur maârif kânıyuz cânâ

Mükedder kılmasın gerd-i küdûret çeşme-i cânı
Bilürsin âb-ı rûy-i mülket-i Osmânîyüz cânâ

Cihanı câm-ı nazmum şi’r-i Bâkî gibi devr eyler
Bu bezmün şimdi biz de Câmi-i devrânıyuz cânâ

Bâki

Şairlerin sultanı Baki

Gazel Tahlili

Vezin:

Mefa’îlün Mefa’îlün Mefa’ilün Mefa’ilün

Kafiye:

Gazelin kafiye örgüsü: aa, ba, ca, … şeklindedir. Bu kafiye örgüsü aynı zamanda Divan Edebiyatı’nda gazel nazım şeklinin yaygın kafiye örgüsüdür. Gazelin; fermân, âlî-şân, lâle-i nu’mân, kân, Osmân, devrân kelimelerindeki “-ân” hecesi kafiyeyi oluşturmaktadır. Kelimelerdeki “-â” sesi uzun ünlü olduğundan dolayı “-ân” hecesi zengin kafiyedir.

Kafiyedeki kelimelerin 1’i tek heceli, 4’ü iki heceli, 1’i üç heceli ve geriye kalan diğer hece ise 5 hecelidir.
Fermân, kân, lâle kelimeleri Farsça; âlî-şân, nu’mân, Osmân ve devrân kelimeleri ise Arapça’dır. Bu kelimeler arasında selen bakımından bir uyum olduğu hemen göze çarpmaktadır.

Gazelin redifi olan “-ıyuz cânâ”, her beytin sonunda tekrarlanarak gazele ayrı bir ahenk katmıştır. Bâkî, ayrıca bu redifle birlikte gazelde bütünlüğünü kurmuştur. Redif, şiirde hem okuyucuyu etkiler hem de onun imge dünyasını da zenginleştirir ve farklı yaklaşımlar edinmesine kapı açar.

Ezelden şâh-ı akşün bende-i fermâniyuz cânâ
Mahabbet mülkinün sultân-ı Âlî-şânıyuz cânâ

Ey sevgili! Biz ezelden beri aşk sultanının buyruklarının kuluyuz. Bu yüzden de aşk ülkesinin anlışanlı sultanıyız.

Şair Baki bu beyitte kendisini hem sultana hem de kölesine benzetmiştir. Bende köle demektir. Böylece tezat sanatı yapmıştır. Sultan ama aşk sultanının buyruğunun kölesi olduğunu söylemiştir. Üstelik ezelden beri bu böyledir. Ezel kelimesi “kalu bela” anlamındadır. Yani ruhlar aleminde ruhlarımızın yaratıldığından bu yana demektir.

İlk mısrada köle olan Baki ikinci mısrada da kendini sultana benzetmiştir. Aşk söz konusu olduğunda köle ve sultan birdir. Hatta aşk ülkesinde köle derece bakımından sultana eştir. Aşk ilk mısrada Aşk Şahı yani sultan olmuştur. İkinci mısrada da Muhabbet Mülkü yani aşk ülkesi olmuştur.

Şah, bend, ferman, mülk, sultan, alaşan kelimeleri arasında tenasüp yani uygunluk vardır. Bende-i ferman kölelik belgesidir. Eskiden köleler belgeler ile resmi olarak alınıp satılırmış. “fermanlı deli” deyimi de raporlu deli, belgeli deli ileri derecede hasta anlamında kullanıldığı gibi bende-i ferman köle azat edileceğinde ya yırtılıp atılır ya da devredilirmiş.

Sehâb-ı lütfün âbın teşne-dillerden dirîg itme
Bu deştün bağrı yanmış lâle-i nu’mânıyuz cânâ

İyilik bulutunun suyunu, susamış gönüllerden esirgeme. Biz bu çölün bağrı yanmış lâle-inu’mânıyuz, Ey sevgili!

Müslüm Baba’nın: “Çünkü sen çölüme yağmur oldun.” dediği gibi Baki de sevgiliden susamış gönlüne yağmur olmasını istiyor. Lale-i Numan bir lale türüdür. Rivayete göre Numan adında bir hükümdarın yetiştirdiği kıymetli bir lale türüdür. Yaprakları kırmızı ortası da kara bir lale türüdür.

Burada aşk çöllerine iyilik bulutunun yağmurunu istiyor şair. Yağmur yağsın ki bağrı yanık lale solmasın. Bağrı yanık olması ortasının kara renkli bir lale türü olmasındandır. Burada lale Baki’nin kalbidir. Ortası aşkından yanıktır. Sevgilinin lütfü da çöle yağmur olup şairin kalbinin susuzluğunu dindirecektir.

Zamâne bizde cevher sezdügiçün dil-hırâş eyler
Anunçun bağrumuz hûndur maârif kânıyuz cânâ

Zamaneler bizde cevher olduğunu sezdiği için gönlümüzü tırmalayıp parçalar. Bilgi ve irfân mâdeni olduğumuz için bağrımız sürekli kan içindedir.

Kaderin sürekli olarak şairin bağrını acılarla parçalaması adeta bir maden gibi kazmasının sebebinin şairin içinde bir irfan madeni bulunmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden şairin yüreği sürekli parçalanmış ve kan içindedir. Şair yüreğini bir madene benzetmiş ve bu madeni zamane yani devrin insanlarının cevheri keşfetmek için kazdığını bu yüzden kan içinde olduğunu söylemiştir.

Mükedder kılmasın gerd-i küdûret çeşme-i cânı
Bilürsin âb-ı rûy-i mülket-i Osmânîyüz cânâ

Ey sevgili! Bilirsin, biz Osmanlı ülkesinin yüz suyuyuz (şanı, şerefi, yüz ağırtıcısıyız). Bunun için gam tozlu can pınarımızı bulandırmasın.

Şair bu beyitte Osmanlı ülkesinin yüz suyuyuz diyerek kendini övmektedir. Hem kendini hem de Osmanlı ülkesinin yüz suyuyuz diyerek şairanelikte yabancılara karşı kendi ülkesini övmüştür. mükedder ve kuduret kelimeleri ile iştikak sanatı yapılmıştır. yani aynı kökten türeyen iki kelimeyi bir arada kullanmıştır. Bu kelimeleri yine bulanık olma ve gam, tasa anlamında kullanmıştır. Burada başlangıçta sevgiliye olan övgüyü şair kendine yöneltmiş ve kendisinin devleti temsil eden yüz akı olan bir kişi olduğunu belirtmiştir. Osmanlı’nın şeref ve onuru yücelten kişilerden olduğunu söylemektedir. Burada şair belli ki sultandan bir ihsan beklemektedir.

Kendisinin ve sanatının daha rahat gelişmesi ve yeni eserler ortaya konulması için kendisinin rahat ettirilmesini istiyor. İlgi bekliyor.

Cihanı câm-ı nazmum şi’r-i Bâkî gibi devr eyler
Bu bezmün şimdi biz de Câmi-i devrânıyuz cânâ

Herkesi mest eden şiirimin kadehi dünyayı ölümsüz bir şiir olarak dolaşır. Ey sevgili! Şimdi biz de bu toplulukta devrin Câmîsiyiz.

Cami İran’ın büyük şair alimlerinden biridir. 15. yüzyılda yaşamış hatta Fatih tarafından İstanbul’a getirilmiştir. hem bilgisinden hem de sanatından dolayı devrinde çok tanınmış ve çok saygı görmüş bir kişidir Abdurrahman Cami.

Beyitte Baki kendisini Cami’ye benzeterek övmüştür. Cami nasıl kendi devrinin büyük alim ve şairi ise Baki de kendi devrinin büyüklerindendir. Gerçekten de Baki bilgili bir alimdir aynı zamanda. Hatta şeyhülislam olmak istemiş ama yapılmamıştır.

Cihan bezme, nazım kadere benzetilmiş teşbih sanatı yapılmışıtr. Devran kelimesi de kadehin dönmesi hemde devir anlamında tevriyeli olarak kullanılmıştır. Cam, bezm devir, devran tenasüplü olarak kullanılmıştır. Câmi kelimesinin î hecesi aruza uydurulmak için kısa okunarak zihaf yapılmış

“Şi’r-i Bâki”, Bâkî kalan ölümsüz şiir ve Bâkî’nin şiiri anlamlarinda kullanılmıştır. Câm-câmî kelimeleriyle de cinas yapılmıştır. Beyitte “bu bezm” sözüyle, bu toplantı, bu topluluk yani Osmanlı ülkesinin şiir dünyası anlatılmak isteniyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Bâki’nin “Cana” Redifti Gazelinin Şerhi Ve Yapısalcılık Açısından İncelenmesi, Lokman GÖZCÜ
  • Divan Şiirinde Arapçanın Anlamsal Değeri – Tahir Araz
  • İpekten, Haluk, (2007), Bâkî(Hayatı, Sanatı, Eserleri), Akçağ Yay., Ankara.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com