Osmanlıca Kesildi Mi Ellerin? Mehmet Emin

Merhaba bu yazıda sizlerle Mehmet Emin Yurdakul’un Kesildi Mi Ellerin isimli eserinin Osmanlıcasını paylaşacağım.

Mehmet Emin Yurdakul’un “Kesildi Mi Ellerin” isimli şiiri, yürek burkan bir anne-oğul diyalogunu anlatıyor. Şiir, yoksulluk ve acımasızlığın etkilerini, aile bağlarının gücünü ve sevginin önemini anlatıyor.

Şiir, bir çocuğun acımasızca annesine para istemesiyle başlıyor. Ancak anne, bir dul kadın olarak para veremeyeceğini söylüyor. Oğlu, mirasını tükettiği için annesine para vermesini istiyor. Anne ise kendisine para olmadığını, eğer elinde para olsa bile onu dikiş dikmek gibi daha önemli şeyler için kullanacağını söylüyor. Ancak oğlu para isteğinden vazgeçmiyor ve annesine saldırıyor.

Bu noktada şiirin tonu ciddi bir şekilde değişiyor. Anne, çocuğunun kendisine saldırması karşısında şok oluyor ve çocuğunun nasıl bu kadar acımasız olduğunu düşünüyor. Şiir, anne-oğul bağının gücünü ve acımasızlığın onu nasıl kopardığını vurguluyor.

Anne, oğlunu büyütmek için her şeyini feda etmiş ve onu her zaman sevmişti. Ancak şimdi, oğlunun acımasızca davranışları karşısında, annenin kalbi kırılıyor. Şiirin bu bölümünde, anne çocuğunu suçluyor ve ona “Hain evlât” diye sesleniyor.

Şiirin son bölümünde, anne, oğlunun ellerinin kendisine saldırdığı anı hatırlıyor ve “Kesildi mi ellerin?” diye soruyor. Bu soru, şiirin en dramatik ve güçlü anıdır. Anne, oğlunun ellerinin kendisine saldırdığı anı hatırlıyor ve o an oğlunun ellerinin kesilip kesilmediğini merak ediyor. Bu soru, şiirin ana temasını oluşturuyor: sevginin gücü ve acımasızlığın etkileri.

Sonuç olarak, “Kesildi Mi Ellerin” isimli bu şiir, güçlü ve etkileyici bir anne-oğul hikayesi anlatıyor. Şiir, yoksulluk, acımasızlık, sevgi, ve bağlılık gibi temaları ele alıyor. Bu şiir, Mehmet Emin Yurdakul’un duyarlılığı ve insan doğasına dair derin anlayışını gösteriyor.

KESİLDİ Mİ ELLERİN?

“Anne, anne, hişt, hişt!..”
“O kim?”
“Benim, kalk, kalk, para ver!”
“Oh, sen misin, ödüm koptu…”
“Yeri ner’de? Kalk göster!”
“Çıldırdın mı çocuk, bende para ner’den olacak?
Benim gibi bir dul kadın kimden para alacak?”
“Miras yedin…”
“Onu baban sağlığında bitirdi;
Ur patlasın, çal oynasın, şur’da bur’da yedirdi;
Param olsa el dikişi diker miyim böyle ben?
Bir kör mumun…”
“O masalı başkasına anlat sen;
kalk, para ver!..”
“Sarsma oğlum, Haktan korkun yok mudur?
Bir anaya kalkan eli…”
“Sus dırlama!..”

“Urma, dur!
Beni dinle, hangi ana para vermez oğluna?
Vallahi yok, olmuş olsa fedâ olsun yoluna!”
“Kalk diyorum, ‘para, para!’ şimdi seni ururum…”
“Billahi yok!..
Ah uruldum!.. Aman, aman omuzum.
Oğul, oğul, beni vuran elin yere döşene!”

“Hain evlât, beğendin mi? Bak ananın hâline!
Ah, ben senden son vaktimde evlâtlıklar beklerken,
Beni böyle al kanların içer’sine koydun sen!

Ben seninçün doğmuş idim, ben seninçün yaşardım;
Sendin benim her düşüncem, sendin benim her derdim;
Bir parçacık benzin uçsa, bir kerecik: “Of!” desen,
Ne Cehennem azapları çeker idim o gün ben.

İşte artık senin için çarpan yürek duruyor;
Ağlayan göz kapanıyor; gülen dudak kuruyor.
Çalışan el uyuşuyor; rahat olsun her yerin!..

Kim derdi ki, o koynumda büyüttüğüm ellerin,
Benim şu ak, şu kınalı saçlarımdan tutarak,
Acımadan, titremeden bana bıçak uracak?

Bu ne yürek? Para için insanlıktan geçiyor;
Bu ne alçak susayış ki, ana kanı içiyor;
Seni böyle kimler etti, kanlı cellât, canavar?

Hayır, hayır, onlarda da senden pek çok duygu var.
Senin elin, bir cellâdın bıçağından duygusuz;
Senin elin, bir kaplanın tırnağından duygusuz;
Senin elin, kan dökücü her bir şeyden hâindir.
Âh, bir cellât senin gibi kanlıları gebertir;
Bir kaplan da, anasından başkasını pençeler.

Harâm olsun, o uykusuz bıraktığın geceler;
Bu günedek emeklerim dursun iki gözüne;
Kan yerine irin olsun emdiklerin…
O kan ne?..
O damlayan kimin kanı, avucunun içinden?..
Yoksa beni urur iken, bana bıçak saplarken,
Kesildi mi ellerin?
Of, sızlıyor omuz başım, yaralarım pek derin!

Kaç buradan, seni şimdi gelip bur’da tutarlar;
Zincir urup o karanlık zindanlara atarlar.
Kaç buradan bir kuş gibi!”

“Ben kanımı helâl ettim, sen de afvet Yâ Rabbi!…”

Mehmet Emin Yurdakul

Başka Osmanlıca metin okumalarında buluşmak dileğiyle yazılara yorum yaparsanız sevinirim.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com