Osmanlıca, Ateşten Gömlek, Halide Edip

Merhabalar bu yazıda sizlerle Halide Edip Adıvar‘ın Ateşten Gömlek isimli muhteşem romanından Osmanlıca Metin parçaları paylaşacağım. İyi okumalar

Ateşten Gömlek Osmanlıca Metin

Siz Hariciye’den bileceksiniz; Bulgarlar mütareke yaptı, yani mağlubiyeti kabul etti. Biz ne yapacağız?

Ben ne ukalalık söyledim, hatırlamıyorum. Yalnız hatırladığım şey Cemal’i sevmiş olmamdır. ve zannediyorum ki nim uyku (yarı uyku) nim rüya gibi gelen eski manasız hayatıma evvela beni o veda ettirdi.

Teyze, Ayşe ile Mukbil Bey de İstanbul’a gelmek istiyorlar. Fakat küçük Hasan kızamık çıkardı. Henüz seyahat edemiyorlar.

Sonra Ayşe’nin oğlunun ne güzel, ne gürbüz bir oğlan olduğunu uzun uzun anlattı.

Cemal ile dostluğumun tarihçesini çizemiyorum. Bildiğim bir şey varsa hayatımda saf, menfaatsiz kavî bir arkadaş muhabbetini ilk defa olarak ihtirasa yakın bir şiddetle duymuş olmamdır. Her gün beraberdik. Her gün o dörtten sonra Hâriciyye’nin kapısından beni alıyor. Meserret Oteli’nin altındaki kırâathâneye gidiyor, orada onun zâbit arkadaşlarıyla buluşuyorduk. Hepsi iyi çocuklardı. Fakat birinin ayrıca bir hususiyeti yoktu. Cemal yalnız onlar kadar basit olduğu hâlde bende çok kuvvetli bir tesir yapmıştı.

Bu günlerde İstanbul, harb sahnesi gibi olmuştu, Her gün, her gece İngiliz tayyareleri tepemizden bombalar atıp duruyorlardı. Herkeste asabiyet artmıştı. Meserret Kırâathânesi’ndeki zâbitler

Ateşten Gömlek Osmanlıca

…hep sulh ve harb münakaşası yapıyorlardı. Harbe niçin girdiğimize dair birçok uzun bahisler oluyordu. Bir kısmı Enver Paşa’ya kızıyor, bir kısmı Almanlara açıktan açığa sövüyor, bir kısmı bizim kendi başımıza bir şey yapamayacağımızı haykırarak söylüyor. Seyfi isminde ateşli bir yüzbaşı hâlâ harbi kazanacağımızı iddia ediyor, hep Çanakkale’nin ve Çöl’ün harikulâde kahramanlıklarını anlatıyordu. Bütün bu hararetli münakaşaya rağmen bende derin bir kese ve her muhârebeyi kazandıktan sonra ordumuzun neden yenildiğini anlamayan gizlice bir şiddet vardı.

Benim bu yeni hayata girişimde unutamayacağım bir gün var. Cemal Erkân-ı Harbiyye Mektebi’ne devam ediyordu. Beni almaya geldiği bir gün:

— Seninle Beyazid’e kadar yürüyelim, hava açık… dedi.

O gün somurtkandı. Başımıza gelen felâketi yükletecek yer arıyordu. Nihayet kendi kendine, “Cumhuriyet olsak başımıza bir felâket gelemezdi,” diyordu. Onun cumhuriyetçiliği biraz damdan düşer gibiydi. Fakat o kadar hoş bir tarafıydı ki…

— Senin mektepteki şehzade arkadaşlarınla bu cumhuriyetçiliği bir münakaşa etsen nasıl olur, dedim. Bu bile onu pek açmadı. Harbiyye Nezâreti’nin80 önüne gelince daha ileri gitmek istemedi.

— Haydi Mercan’dan inelim Peyami, dedi. Yalnız Nezâret’ten…

Daha fazlası için yorum yapın. Malumunuz ilgi görmeyen bir yazıya günlerce uğraşmaya gerek yok.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com