Okuyorum: Deniz Küstü Yaşar Kemal

Deniz Küstü, Yaşar Kemal kitabının sizlerle birlikte okumasını yapacağız. Buna tahlil ya da inceleme diyemeyeceğim çünkü gerçekten okurken yazacağım bir yazı olacak kitaba az önce başladım. Bu yazdıklarımı kitap özeti olarak da düşünmeyin. Orjinalini mutlaka okuyun. Zira balın tarifini okumayın balı yiyin ki gıdasını alabilesiniz.

Kitap bir kahvede işlenen cinayet ile başlar. Zeynel, İhsan’ı vurur. İlk sayfadan olayın geçtiği yerin deniz kıyısında olduğunu hissettim. Tekrar baktığımda deniz kıyısını çağrıştıran bir şey bulamadım. Acaba neden böyle bir intibaya kapıldım diye düşünürken Yaşar Kemal’in deniz betimlemelerini sevdiği geldi aklıma. Belki de en son Bir Ada Hikayesi serisini okuduğum içindir bilemedim şimdi. İkinci sayfada olayın geçtiği yerin deniz kıyısında olduğunu net olarak anlıyoruz.

İhsan vurulduktan sonra Selim, Zeynel’in bileğini kavrayıp silahının elinden fırlamasına neden olur. Zeynel’i pataklar çıkıp gider sonra, kahvedekilere de yönelir ve onlara olan öfkesini kusar. Zeynel’in sözlerinden bütün kahve ahalisinin haksızlık yaptığını, Zeynel’i ezdiğini anlıyoruz. Süleyman’a söylediği şu sözleri daha önceden beslediği husumeti daha iyi anlatıyor.

“aklında mı, on beş yıl oluyor herhalde, trolden balık ayıklarken elimin üstüne kabaralı ayakkabınla bastığın, basıp da kemiklerimi ezdiğin… Parmaklarımın bütün eti soyuldu da, apak kemikleri gözüktü de, senin de güldüğün… Ulan Allahsız…”

Zeynel elinde silahla bir ona bir buna yönelir. Karşısına birini alıp akşama kadar yaşam hesaplaşması yapar. Polis gelene kadar Zeynel kaçar. 2. Bölüm İhsan’ın cenaze törenini anlatıyor. Bu bölümde İhsan’ın kötü bir adam olduğunu anlıyoruz.

“Dışarda alabildiğine bir güneş vardı, ışık denizi doldurmuştu, silme… Denizde su yerine mavi, yoğun bir ipiltiler örgüsü çağıldıyordu. İnsanı sevinçten uçuran, yüreğine ta denizin sonuna kadar gitmek isteğini dolduran mor ışığın sağıldığı bir gündü.”

Yine harika bir deniz betimlemesi ile karşılaşıyoruz. Artık anlıyoruz ki olaylar bir balıkçı kasabasında geçiyor. Başlangıçta derine daldım ilerleyen paragraflarda biraz daha yüzeysel geçeceğim çünkü okumanızın tadını bozmak istemiyorum. Başta söylediğim gibi bu bir tahlil ya da kitap özeti değil. Birlikte okuma denemesi.

Anlatıcı, Selim balıkçı ile ilerde uzun yıllar dost olacağını gülümsemesini betimlerken söylüyor. Selim uzaklaşınca İhsan’ın ölümüne engel olabileceğini ama olmadığını iddia edenler oluyor ancak bunu iddia eden kişilerin Zeynel’in İhsan’ı vurduktan sonra karşısına alıp hesaplaştığı kişiler olduğuna da dikkat etmek gerekiyor.  “Danışıklı dövüş” diyenlerin Selim’e karşı husumet beslediklerini görüyoruz. Onun hakkında atıp tutarlar, cimriliğinden bahsederler.  O kadar çok atarlar tutarlar ki İhsan’ı onun öldürdüğüne karar verirler. Tabi arada doğru söyleyip itiraz eden dürüst kişiler de vardır. Mesela Laz Erkan, Hakkı Baba dürüst bir şekilde konuşurlar diğerleri polise bu kadar adam yeter der.  İyice abartıp Selim’in pezevenk olduğuna kadar ilerletirler. Dürüst olanlar itiraz eder. Buradaki diyaloglar oldukça akıcı bir şekilde gider. Önce Zeynel’den başlayan konuşmalar, havada uçuşan cümleler yavaş yavaş Selim’in ve kötülüklerine dönüşür. Yazar burada sahipsiz cümlelerin yavaş yavaş dönüşümünü oldukça etkileyici bir şekilde vermiştir.  Bu arada Selim kapıda belirir. Arkasından atıp tutanlar susarlar. Selim gidince yine atıp tutmaya devam ederler. Selim’den içten içe korkmaktadırlar. Zeynel öcünü alır diye düşünürler. Yine Selim’in arkasından yapılan konuşmalarda sahipsiz cümleler havada uçuşur yine bir fikir döngüsü vardır. Burada döngü kelimesi uygun olmadı. Fikir akışı diyelim. Bir olumsuz fikir cümlesi ortaya atılıyor ve kalabalıktan bunu dönüştüre dönüştüre en berbat hale getiriyorlar.

 

Selim balıkçı bir kılıç balığı avlamak istemektedir. Onu yakalayıp iyi bir paraya satmak ister.  istediği parayı da alıcının mecburen vereceğini bu Marmara’da son kalmış bir iki balıktan bir tanesi olduğunu söyler.

“Bundan sonra Marmarada kılıç, mafiş… Onları da, kılıçları da kırdılar, daha iki kiloluk yavuryken pareketelere düşürdüler, zıpkınladılar, dinamitlediler… Daha yumurtalarını dökmeden öldürdüler… Daha… Allah bin belalarını versin, kısmetimizi kestiler, kanımıza, denizimize ekmek doğradılar…” diyerek denize tükürür. Selim balıkçının yanlış avlanmaya karşı gösterdiği bir kaç tepkiden biridir bu sadece.  Selim balıkçı bir türlü kılıç balığı yakalayamaz.

 

Selim balıkçının yunus balığı bir arkadaşı vardır. Bu ardaşının arkasında da 4 tane yunus daha. Onları çok sever familyam diye isimlendirir. Selim balıkçıyla yunus balığı birbirlerini çok severler. Selim balıkçık ne zaman denize balık avlamaya çıksa, yunus balığı hemen yanına gelir ve onun balık avlamasına yardımcı olur. İnsan gibi iletişim kurar bu yunus ve ailesi ile.

Yunus balığı yağı çok para ettiği için Marmara’da balıkçılar yunus balığı avlamaya başlarlar. Selim balıkçı buna engel olmaya çalışır; fakat başarılı olamaz. Eğer yunuslar öldürülürse denizin küseceğini ve bir daha balıkçılara balık vermeyeceğine inanır. Nitekim de böyle olur. Marmara’da hiç yunus kalmayınca deniz adeta küser ve balık vermez olur. Selim balıkçının arkadaşı olan yunus ta öldürülür. O günden sonra Selim balıkçı artık insanlarla konuşmaz, kendi başına yaşar, insanlardan uzaklaşır. İnsanlara küser.

 

Yazının başında belirttiğim gibi kitabın özetini vermek amacında değilim.

Özetini isteyenler şuradan bulabilir:
http://bilgiyelpazesi.com/egitim_ogretim/kitap_ozetleri/roman_ozetleri/deniz_kustu_romaninin_ozeti.asp

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Cevap

  1. okurgah dedi ki:

    Güzel bir yazı olmuş.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com