Hikaye İnceleme, Tenezzüh, Ömer Seyfettin

Merhaba sevgili okurlar, bu yazıda sizlere Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Ömer Seyfettin’in etkileyici hikayesi “Tenezzüh”ü inceleyeceğiz. Öncelikle, yazarın hayatına bir göz atalım. Ömer Seyfettin, 1884 yılında Balıkesir’de doğmuş ve 1920’de İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Edebiyat dünyasına özellikle hikayeleriyle damgasını vuran Seyfettin, öncü bir hikaye yazarı olarak kabul edilir. Eserlerinde genellikle Osmanlı toplumunu, savaşın etkilerini ve insan psikolojisini işlemiştir. Türk hikayeciliğinde modern hikayenin öncülerinden biri olarak anılan Ömer Seyfettin, eserleriyle okuyuculara derin düşündüren ve duygusal bir yolculuk sunan bir kalemi temsil eder. Şimdi, bu büyük yazarın “Tenezzüh” isimli eserini daha yakından incelemek için önce eseri bir okuyalım.

Juli Hala çayını bitirdikten sonra penceresinin yanındaki koltuğa yaslanarak dışarıda yağan karların raks-ı hafif ve namütenahisine daldı. Bu yeni başlayan kış gününde onu büsbütün taciz eden, sanki daha ziyade yeise sevk eden bir can sıkıntısı vardı. Böyle fırtınalı, karlı günlerde hem-sinni olanlar odalarından çıkamazlardı. Fakat hiç olmazsa onların eğlenceleri vardı Hâlbuki şimdi o çay içerek pineklemekten artık o kadar bıkmıştı ki… Ah yaz olaydı, hayat-nisâr güneşin altında kalın bastonuna dayanarak gezmeye çıkar, mesul aileler arasında yine evine avdet ederdi. Bazen bir iki eski refikasıyla tenezzü-he çıkar, ne hoş zamanlar geçirir idi.

Pencerenin altında, havluda bir gürültü oldu. Juli Hala sıkıntısından silkinerek başını pencerenin camına yaklaştırdı, hafidleri mektebe gidiyorlardı. Al yanaklı, kuvvetli yavrucaklar… birbirlerine kartopları atarak, itişerek, karlara yuvarlanarak karların beyaz kesafetlerinde kayboluyorlardı. Juli Hala tahattur ediyordu ki kendisi de böyle çocukken karları ne kadar çok severdi.

Şimdi kendisini odasında oturmağa mecbur eden şu karları o vakit ne kadar çok severdi. Bu karlar… Bu her şeye karşı, pür-şevk ü sürür raks eden karlar, safiyet ve samimiyetleriyle ne kadar muazzezdiler. Nihayet bir sevk-i gayr-i ihtiyari ile kalktı, şimdi onun köhnemiş kalbinde bir iştiyak uyanmıştı: $u karların içinde bir genç kız gibi gezmek, eğlenmek…
En kalın elbiselerini giydi, başını sardı. Odasından çıktı. Ev halkını hayretlerde bırakarak ve onların istifhamkâr sözlerine, “Ne zannettiniz, çıkıyorum işte…” gibi gülerek kapıdan çıktı. Yanaklarını bârid, karlı bir rüzgâr tırmalayarak istikbal etti. O hiç aldırmayarak yürüdü.

Biraz sonra döndü, evine baktı. Karanlık, siyah, uyuyan şu evden çıktığına o kadar memnun, o kadar şad uzaklaştı. Oh… Ne kadar güzel, beyaz, her taraf beyazdı . Ara sıra hayali bir maça kâğıdının siyah noktaları gibi beyazlıklar içinde sekizer onar karga kümeleri geçiyordu. Şimdi bütün mâcerâ-yı hayatını gözlerinin önüne getirerek yoluna devam ediyordu. Şuralarda kaç defa böyle karlar yağarken gezmeye gitmiş idi. Küçükken buralarda attığı perendeler, kar topları plş-i hayalinde ra’şelerle gülerek, onun artık uyuyan kanlarını bl-dâr ediyordu. Etrafına baktı, kimseler yokta Yere eğildi. Bir top yaparak havaya attı. Bunda tuhaf bir zevk bularak yoruluncaya kadar aııı. Artık terlemiş-ti. Terlerini silerken yanından bir gölge geçti ve onu tanıyarak, “Vay, Juli Hala” dedi, “buralarda ne yapıyorsunuz?”
Bu, kasabanın belediye doktoruydu. Juli Hala cevap verdi: “Biraz tenezzüh yavrum.”

“Böyle bir günde… Pek tehlikeli muhterem hala, pek tehlikeli.”

“Bilakis oğlum bana pek tatlı geliyor.”

Genç doktor gülerek ve uzaklaşarak: “Çabuk odana kaç hala” diyordu, “bu hava tehlikeli…”

Bu havanın, bu raksan, beyaz havanın nesi vardı? Juli Hala, sinniyle bu mevsimin arasında artık hâr bir rabıta-i hülya duymuştu. Kendisini bahar-ı hayatında gezdirerek, dolaştı. İşte şurada, sokağın içinde bir hatıra-i zl-hayatı vardı; eski âşığı… Kimse görmeden, kimse bilmeden ne hoş muâşaka ettiği şu bahçeli evin içinde ne kadar mesut dakikalar geçirmişti. O anda eski âşığını görmek istedi. Kapıyı vurdu, âşıkının hafidi açtı. O sordu: “Pederiniz evdedir değil mi?..”
“Evet, lâkin pek hasta.”
“Hasta mı?..”
“Evet, görebilirsiniz.”
Her yerinde eski ruhunun bir sâye-i yâdını gördüğü havludan, merdivenlerden geçti. Artık kumaşları, halıları solmuş olan odada garip bir hastalık kokusu uçuyordu. Âşığının kızları, torunları, yatağının başında ağlıyorlardı. O ilerledi, eğildi: “Mösyö Lui… Beni tanıyamadınız mı?”
Hasta tanıyamamıştı. Ihtizâra yakın dakikaların sekerât-ı sükûnu onu sayıklatıyordu.

Juli Hala oradan çıktıktan sonra yine karların içinden, fakat deminki gibi mûnfail ve hayalperver olmayarak geçiyordu. Kaburgalarına doğru hafif, tedricen ziyadeleşen bir sızı onu ölüm düşüncelerine sevk etmek istiyor, sırtında, ensesine yakın bir ağrı ona refakat ediyordu. Nihayet eve gelebildi. Titreyerek soyundu, doğru yatağına yattı.

Hala Juli fena halde hasta. Bütün ailesi odasına toplanmışlardı… Gece nöbet birbirini takip etti. Nısfû’l-leylde gelen son nöbet onu pek sarstı. O saatte doktora haber göndermişlerdi…. Simdi hepsi samit ve mâtemgir.. Hala Juli dalgın ve bi-haber, bu sûkûn-ı felâket içinde doktoru bekliyordu.
Ömer Seyfettin
Sabah, Sayı: 4469, 31 Mart 1318/13 Nisan 1902, s. 3-4.

Hikayenin Adı:
Tenezzüh

Yazarı:
Ömer Seyfettin

Tür:
Kısa Hikaye

Temel Karakterler:

  • Juli Hala
  • Belediye doktoru
  • Mösyö Lui

Özet:
Hikaye, Juli Hala’nın kış gününde içine düşmüş olduğu huzursuzluğu ve can sıkıntısını konu alıyor. Bir gün kar yağışının keyfini çıkarmak için evinden çıkan Juli Hala, eski hatıralarını düşünerek kendini dışarı atar. Ancak karşılaştığı eski âşık ve hastalıkla dolu bir ev ziyareti, onun içsel bir dönüşüm yaşamasına neden olur.

Ana Tema:
Hikayenin ana teması, geçmişle yüzleşme, yaşlanma, ölüm ve nostalji arasındaki duygusal karmaşıklıkları içeriyor.

Ana Çatışma:
Juli Hala’nın içsel huzursuzluğu ve kış günündeki dışarı çıkma isteği arasındaki çatışma.

Ana Olaylar:

  1. Juli Hala’nın içsel huzursuzluğu ve dışarı çıkma isteği.
  2. Kar yağışının etkisiyle eski hatıraları canlandırması.
  3. Hastalıkla dolu ev ziyareti ve ölüm düşünceleriyle yüzleşme.

Zaman ve Mekan:
Hikaye, kış günü geçmekte olup, olaylar genellikle Juli Hala’nın evi ve kasaba çevresinde geçiyor.

Anlatım Tarzı:
Üçüncü şahıs anlatımı kullanılmış; yazar, Juli Hala’nın duygu ve düşüncelerini okuyucuya aktarıyor.

Dil ve Üslup:
Yazar, duygusal bir üslup kullanarak okuyucuyu Juli Hala’nın iç dünyasına çekmeye çalışıyor. Nostaljik bir ton ve betimlemeler dikkat çekiyor.

Anahtar Semboller ve İşaretler:

  • Kar: Temizlik, safiyet ve geçmiş hatıraların sembolü.
  • Eski âşık ve hasta ziyareti: Geçmişle yüzleşme ve yaşlanma süreci.

Karakter Gelişimi:
Juli Hala, hikaye boyunca içsel bir dönüşüm geçirir. Başlangıçta huzursuz ve sıkıntılı olan karakter, eski hatıraları ve yaşlılığıyla yüzleşerek bir tür huzur bulur.

Sonuç:
Hikaye, Juli Hala’nın içsel yolculuğunu ve geçmişiyle barışma sürecini anlatır. Ölüm düşünceleri arasında, geçmişteki hatıralarıyla yüzleşir ve huzur bulur.

Öneriler:
Hikaye, geçmişle barışma ve yaşlanma konularını derinlemesine işleyerek okuyucuya güçlü bir duygusal deneyim sunuyor. Karakterlerin duygusal derinliği ve hikayenin sembolik öğeleri, okuyucuyu derin düşüncelere sevk ediyor.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com